7 İlginç Şey {Mim}

elephant

Irazcım beni mimlemiş :) Cevaplamam lazııım :)

Kendimizle ilgili 7 ilginç şeyi paylaşıyormuşuz :)

1) Sayma takıntım var. Yolda giderken biriyle muhabbet etmiyorsam arabaları sayarım. Ritmik sesleri ve hareketleri sayarım bu sebepten karşımda birinin ayaklarını sallamasına gıcık olurum, çünkü sayarım. Aldığım her defterin eve gelir gelmez yaprak sayısını sayarım. Tek başına bir yere yürürken adımlarımı sayarım. Tabelalardaki harfleri sayarım. Bunların hiç biri “hadi sayayım.” diyerek olmuyor. Saydığımı fark edildiğinde kaçtasın? diye sorsanız cevabı veremem. Fakat mesela evdeki tüm kalebodurların, parkelerin sayısını bilirim.

2) Birileri çalar eder diye hiç bir şeyimi saklamam. Çantamın ağzı genelde açık dolanırım. Cüzdanım telefonum çalınmaya en müsait yerlerde durur. Şifrelerim hiç bir zaman alengirli değildir. Bilgisayarda rutin virüs taramamı yapmam. Allaha emanettir her şeyim fazlasıyla ve güvenlikle ilgili paranoyalarım yoktur.

3) Annem yada kendim çorap aldığımda inanılmaz mutlu olurum. Sanırım bana alınabilecek en ideal hediye bir çift soket çoraptır. Kalitesi şusu busu hiç önemli değildir, çorap olsun çamurdan olsundur. Bir çift çorap beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yeter çoğu zaman. Annem pazardan geldiğinde poşetlerde bana çorap almış mı diye ararım. Almadıysa böyle çocuksu bir hüzün basar bana. Şalterlerim atmadıkça çoraplarımı atmam, atamam. Harry Potter daki ev cinleri gibiyim :P

4) Evde yada herhangi bir yerde “Polsera anlar bu işten” deyip de yardım istenilen hiç bir şeyin cevabını bilinçli bir şekilde vermem. İç güdüseldir tüm cevaplarım ve yanıldığımı, hatalı olduğumu hiç bir zaman görmedim.

5) Suyun tadını alırım, her suyu çok zorda kalmadıkça içemem. Eve alınan damaca suyunun tadını beğenmezsem, tadını beğendiğim yeni bir tane bulunana kadar evdekiler fenalık geçirir.

6) Restaurant gibi yerlerde masaya önce ben otururum çünkü yer seçerim. Kapıyı yada insanların daha fazla bulunduğu yere yüzüm dönük oturmaya çalışırım. Sırtım ya duvara yada boş kısımlara dönük olur. Öteki türlü rahat oturamam sürekli tetikte olurum. Sırtıma dokunulmasından nefret ederim ve dokunulduğunda çok fazla tepki veririm.

7) Yolda biriyle yürürken o kişi daima sağımda olmak zorundadır. Solumda yürüdüğünde kendimi boşlukta hissederim. Sağ elimi kullanmama rağmen cüzdanım, telefonum, çantam, param artık her neyse hepsi sol ceplerimde durur. Sol tarafım güvenliği sağlamak açısından sağımdan daha ağır basar.

Ben kimleri mimleyeyim?

Gülen Ablam

Hesi

Laçin

Nalan Ablam

Sesi Ablam

Edacım

Kondor Ablam

1 yorum mevcut |Etiketler: ,
seperator

Evdeyim :P

Uh!

Evdeyim!

Eve gelir gelmez pc başındayım ama evdeyim yani sonuçta :D

Bir iki gün daha kalabilirdik babamda hatta haftasonunu da orada geçirebilirdik fakat akıllı ben sadece 5 günlük ilaç alınca yanıma olmadı. Sabahın köründe babacım eve getirdi sağolsun.

Dün gece hayatımın en en en enteresan olaylarından birini yaşadım. Sağlıkla ilgili yine. Aramızda kalsın ben bu “hastayım, şuyum buyum” olaylarımı yazmaktan nefret ediyorum :D

Neyse neyse :D Şimdi ben dün sabah kalktım :D Tipik diyabetli huyu olarak sabah kahvaltısını şiddetle reddetti bünyem. Uzun süre yemek yemedikten sonra günlerce yemeğe hasret biri gibi -daha amiyane tabiriyle öküz gibi!- kahvaltımı ettim. Şekerim çıktı yine öküz gibi su içmeye başladım.

Artık su içmekten fenalık geldi ve şeker konusunda biricik kurtarıcım olan limonlu su/soda kokteyline(?)(!) sığındım. Limon sıkmaya üşenip hazır limon suyunu boca ettim bardağa. İçtim afiyetle, su içmem de normale döndü.

Sonra ben uyudum :) Uyurken üstümü açmışım. Kalktım, tuvalete gittim babamla kardeşim içerde film seyrediyorlar. Odaya geri döndüm. Perdeyi açtım karın yağmasını seyrediyorum. Göğüs kafesimde bir ağrı başladı. Öyle böyle bir ağrı değil sırtıma vuruyor. Kramp gibi. Kramp yani aslında. Başta hafifti geçer dedim.

Sonra daha da arttı! Bir an için kalp krizi geçirdiğimi bile düşündüm. Kendimi dinliyorum. Ağrı kalbimden gelmiyor. Kollarımda uyuşma yok ama kollarımda derman da yok. Kardeşime sesleneyim dedim. Ağzımı açtım, ses yok. O ara Allahtan babam “oğlum ablan kalktı herhalde bir bak bakalım gelmedi daha bir şey mi oldu.” diyor. Velet odanın kapısını açmasıyla çığlığı basması bir oldu. Sonradan itiraf ettiğine göre dışarının ışığından kaynaklı loşlukta dağınık saçlarımdan korkmuş.

Salona geçtim. Yollar o kadar felaket ki ambulans çağırabiliriz ancak o da nasıl gelir ne zaman gelir Allah Kerim bir durum var. Çünkü babam da kalp krizi geçirdiğimden korkuyor. O esnada geçti. Yarım saat kadar daha iyiydim. Babamı “iyiyim ben bir şeyim yok üstümü açmışım soğuk aldım herhalde.” diye ikna edip uyumasını sağladım ama kendim korkudan uyuyamıyorum. Göya kardeşimde yatacaktı ama o da garibim korkudan yatamıyor bir türlü.

2 kere daha kramp girdi. 2.cisi cidden kötüydü. Yarım saat sürdü. Bir kere daha girerse 112 yi arıycam artık diye düşünürken kardeşimin oburluğu tuttu. “Sana da sandviç hazırlıycam ve yiyeceksin.” diye rest çekti. Bende ona krampın zaten nefes almamı, kalp atışımı güçleştirdiğini bir de yemek yersem kalbime daha çok baskı olacağını anlatmaya çalıştım ama nafile.

Sonra bizimki hazırladı o sandviçi. Eliyle besledi yemin ederim ki kardeşimi tanısanız buna cidden inanmazsınız. Bir yandan da dua ediyor “Allahım nolur geçsin ablamın ağrısı.” Bir lokma ekmek bir yudum su vere vere besledi beni.

Bizim onunla anlaşmalarımız vardır. Böyle kötüleştiğim zaman ben ona “Bak bir şey olursa korkma sakin davran. Önce su içirmeye çalış. Annemi/babamı ara haber ver. Ama sakın panik yapma.” diye soğukkanlı olmaya alıştırmış durumdayım kendisini.

Neyse aradan 2 saat geçti. Kramp yok. Gece 03:30 a kadar bekledik kramp yok.

Uyudum,uyandım kramp yok.

Buzdolabını açtım kahvaltılık hazırlamak için limon suyu şisesi de yok. Velet atmış çöpe direk.

Hayat kurtarmak mı denir bilmiyorum ama 15 yaşındaki velet beni bir şekilde dün akşam ki o eziyetimden kurtardı.

Komik bulduğum taraf ise alt tarafı 2 yemek kaşığı hazır limon suyunun o kadar beter bir acı vermesiydi.

Olabildiğince uzak durduğum hazır limon sularına ufak bir üşengeçlik anıyla dönüş yaptığım için çok çok çok iyi bir ders aldım.

Hani derler ya ummadık taş baş yarar diye…

Hah işte aynen öyle oldu.

Daha önce de kesin yazmışımdır bir kere daha yazmalıyım:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , ,
seperator

Karlar Düşer…

Malum 15 tatilin başlamasıyla babama gelelim dedik bizde.Gelip gelmemek konusunda ben biraz nazlıydım çünkü hastayken pek fazla mekan değiştirmeyi sevmiyorum. Sonra küçük kardeş “sensiz olmaz hem babamda seni çok özledi  haftadır gitmiyoruz bak.” deyince tamam dedim. İyiki de demişim.

Babamın evi İstanbul sınırları içinde görünmesine rağmen pek de öyle değil. Daha bir yakınız Trakya’ya ve doğal olarak biz hava muhalefetini direk Trakyadaki gibi yaşıyoruz. Yüksek bir yerde de olunca, varın siz düşünün gerisini.

Geldiğimiz gece -cuma gecesi- kar yağışı doruk noktasındaydı. Dışarıyı göremiyorduk. Üstüne bir de gece 12:00 civarında elektriklerimiz ve dolayısıyla sularımız kesildi. Jenaratörün bozulması apayrı bir süpriz oldu. Sitede çok fazla oturan olmadığı için, zaten oturanlarda dünyadan kendilerini olabildiğince soyutladığı için gayet bir başımızaydık. Güvenlik görevlilerine zar zor ulaşabildikten sonra -site içi santral de gitti çünkü- 2 demlik çay, sigara, battaniye içerikli kumanya yolladık kendilerine.

Elektrikler 18 saat sonra geldiğinde kombimiz çalışmıyordu. Haberlerde trakya da 1-2 saat elektrik kesildi diyo ya. Hah işe o koca bir yalan. Ben sürekli 186 yı aradım. Aradığınız gibi zaten hag bölgelerde elektriklerin kesildiğini ve enerjinin ne zaman verileceği söyleniyor. O haberlerde söylenen süreler kadar az olmadı o kesintiler. Buna emin olabilirsiniz.

Neyse kombimizin çalışmama sebebi bacanın donmasıymıy. Kombinin üstünde baca çıkışının yanında iki metal kapakan herhangi birini kaldırınca çalışır dediler Ferroli servisindeki görevliler. Yaptık, çalıştı.

Ben burada karın hiç öyle yavaş yavaş keyifle yağdığını görmedim.Sürekli tipi halinde. Sürekli toz bulutu ardından dünyaya bakmaya çalışmak gibi.

İşin en ilginç yanlarından biri başımızda bir çatı var çok şükür bir apartmandayız ama bizim apartmanın içi de kar doldu. Giriş kat merdivenlerinde dize kadar kar var yemin ederim. Kat sayısı arttıkça, kar yüksekliği de azalıyor. Fakat merdivenlerden çıkmak ölüm. Cumartesi günü hem jenaratörü tamir etmek hemde erzak bir şeyler almak için babamın dışarı çıkışıyla yüzleştik biz o manzarayla. Geri döndüğünde poşetleri yukarı çıkartmaya çalışmak tehlikeli olacağı için jenaratörü, 1 kiloluk benzini, suyu poşetleri çamaşır ipiyle merdiven boşluğundan 2 kat yukarı çektik kardeşimle.

3 bloğun çatısı uçtu. Komple çatısız kalmadılar tabi. Şıngıl -orjinal yazılışını bilmiyorum- denilen çatı malzemesi altındaki tahtayla beraber uçtu. Çift kişilik yatağın 2 katı kadar boyutlarda bu uçan parçalar. Biri bir arabanın üzerine düştü. Arabanın durumu içler acısı. Ayrıca söylentiye göre bir dairenin penceresi de uçmuş. Kör kasası çürüdü sanırım. Fakat söylenti sadece, çünkü gidip görmedim.

Elektrikler kesilince sular da kesiliyor burada. Dolayısıyla kombi çalışamıyor. Jenaratörle bilgisayarı modemi, televizyonu ve kombiyi çalıştırıyoruz. Tabi jenaratör çalışırsa :D

Bilgisayar ve internet bağlantısı olmasına rağmen ben bu teknolojik nimetlerden pek faydalanamıyorum zira ya babam yada kardeşim film indiriyor oluyor. Bağlantıyı bağlıyorlar :D Free download managerı çıkartanın kulaklarını baya baya çınlatıyorum.

Dün gece pilav yaptım :D Kendim bir başıma hem de :) Azıcık tuzsuz olmuştu ama güzeldi.

Bu yazıyı bitirdikten sonra AbEschM e ulaşmayı deneyeceğim ulaşamazsam zaten buradan bunları okuyup durumum hakkında bilgi sahibi olacaktır.

Çarşambaya kadar bir terslik olmazsa buradayım.

Yorumları bir dahaki fırsatta onaylayacağım.

Sevgiler

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , , ,
seperator

Rüya?!

zuzu Ben yaklaşık 2 hafta öncesine kadar çook uzun bir süredir rüya görmüyordum. Görüyorsam da hatırlamıyordum. Son iki haftadır artık hafızam mı kuvvetlendi bilemiyorum gördüğüm rüyaları hatırlıyorum :D

Sabaha karşı gördüğüm hala aklımda ve hala gülüyorum. Doktora gitmeden önce yazayım dedim. Yayım değeri yok ama olsun baktıkça gülerim :D

Şimdi ben TOEFL sınavına girecekmişim.

Gel gelelim aynı gün ÖSS de varmış.

Ben ve bir kaç arkadaşım ÖSS ye gireceğimiz okula gidiyoruz. Babam götürüyor bizi. Ben de sınava girmeye karar veriyorum. Sonra “Yok babacım girmiycem sınava 1 saat sonra TOEFLım var ona gireyim daha iyi.” diyorum. Tamam diyor o da.

PBT ye girecekmişim oturduğum semtte hemde.

Ve sınav merkezi bir lokantaymış.

Arabayı park edip sınav merkezine doğru yürüyoruz, babam hocamı arıyor o da geliyor falan.

Bildiğin bir lokantaya gidiyoruz böyle masa örtüleri mavili beyazlı muşambadan. Etrafımızda insanlar yemek yiyor hava günlük güneşlik. Sınav kağıdımı getiriyorlar. Hocam “tamam tamam ben çözerim nasıl olsa kimse fark etmez burada.” diyor.

Ben ne yapıyorum?

İçimde kocaman bir şüphe:

Ya soruları yapamazsa? Ya yanlış biliyorsa? Neden güveneyim ki?

*

Allahım akıl ve fikir lütfen. Birazcık sadece :)

*

Doktora ışınlanıyorummmmmm…

Kuzunun yazıyla bir alakası yok görsel şey edemedim hemen :D

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , ,
seperator

İçeriği Değiştiriyorum

miniature1

Evet Polsera.net i artık yemek blogu yapıcam!!!

Duy da inanma!

Neyse hızlı bir özet geçeyim 16 Ocakta son toefl sınavıma girdim. Nasıl geçti bilmiyorum. Sonuç şubat 1 da açıklanacak inşallah.

Cumartesiden itibaren hayatımdan “ders çalışmak” kavramı çıkınca gün içinde bir dünya boş vaktim olduğunu fark etmem zor olmadı. Eh dedim fırsat bu fırsat hazır polimer killerimi de çok özledim ne zamandır aklımda olan mini pastanenin dekorasyonuna başlayayım.

Şimdi öncelikle 3 şeyi yazmam lazım:

1- Hayatımda daha önce hiç bir şekilde minyatür yapmadım. Polimer kille çalıştım ve yukarıdaki pasta vb gibi şeylerden epey yapmışımdır. Eski sitemde nasıl yaptığımı falan da anlatırdım. O sebepten birileri çıkıp “benden gördün” demesin. Onlardan görmedim. Eline hamur alan her insanın bir kaç pratikten sonra üretebileceği fikirler bunlar. Cidden çekemem. Yabancı sitelerden görüp “ben yaptım, ben ürettim, satıyorum sen benden kopyalıyorsun.” ayağına gidenlere ezelden beridir gıcık olurum. Bitti. Neyse bu ilk minyatürüm.

2- Yukarıda da dediğim gibi minik bir pastane olması niyetindeyim ama bu kadarı bile yeter de diyebilirim :D

3- Sesiber ve Kondor Ablalarıma hatta ve hatta Elmocuğuma teşekkürü bir borç bilirim ;)

miniature2Foto boyutları pek bir karman çorman.

* Dolabı 1 mm ve 6 mm balsa ağacından yapmaya çalıştım. Bana göre ideal balsa 3-4 mm fakat elimde olmadığı için kenar kısımlara 3 adet 1 mmlik parçayı üst üste yapıştırarak yaptım. 6 mmlik balsayı kıl testere ile kesmek ise işkenceydi.

Ölçüleri:

Yükseklik: 9 cm

Genişlik: 10 cm

Derinlik: 3 cm

* Boya olarak akrilik boya kullanabilirdim fakat ben kardeşimin uçak maketlerini boyarken kullandığı boyaları aşırdım.

* Vitrin camı olarak asetat kağıdı kullanacağım fakat çıkıp almam lazım evdekilerin üstü çizik çizik olduğu için şu an camsız halde. Yeni alacağımdan da memnun kalmazsam böyle camsız bırakabilirim. Tabii gerekli rötuşları yaptıktan sonra.

*Abur cuburlarda malzeme olarak polimer kil kullandım fakat tek bir markaya bağlı kalmadım normalde bir Fimo sever olan ben 1 sene önce Cernit ve Sculpey i keşfetmiş, minik denemelerim sonucu gayet memnun kalmıştım. Özellikle Cernit sedefli renklerinin bolluğu sebebiyle takılarda kullanma amaçlı çok güzel şeyler çıkartabiliyor ortaya. Rastlarsanız deneyin derim. En azından renklerine göz atın.

miniature3Bu da meyveli pastam :D

Kivi ve portakal için yaptığım caneleri yapım aşamasında fotograflamadım ama “fotografla” derseniz fotograflayabilirim tekrardan.

Anlatmaya çalışırsam

Kivi:

Bir parça sarı ve yeşil hamuru karıştırıp kivinin dış rengini elde ediyoruz. Ardından biraz daha sarı karıştırıp ortadaki açık rengi elde ediyoruz. Açık rengi silindir yapıp dışına daha koyu olan rengimizi sarıyoruz. Maket bıçağı ile dilimleyip fırınlamadan önce yada sonra asetat kalemiyle noktaları oluşturuyoruz.

Portakal:

Turuncu renkli hamurumuzu üçgen hale getirip formunu bozmadan beyaz hamurla sarıp 6 eşit parçaya kesiyoruz yada işte 6 tane yapabilirsiniz bu şekilde. Dilerseniz beyaz hamurdan yaptığımız silindir etrafına bu üçgenleri diziyoruz. -Ben silindiri yapmadım zaten çok minikler boğardı iyice- Ardından yeni oluşan büyük silindirin etrafını turuncu hamurla sarıyoruz. -Ben rengi biraz beyaz hamurla açtım- Sonra dilediğiniz inceliğe gelene kadar yuvarlayıp maket bıçağıyla kesiyorsunuz.

Pudra şekeri niyetine beyaz resim tebeşiri kullandım. Meyveli pastanın jölesi de tırnak cilası. Kahverengi pastanın pembe jölesi ise yine pembe ojeden. Pastaların altlıkları biraz biçimsiz oldu düzelteceğim onları tekrardan.

Minyatür pastanem için bir sonraki parçam üzerinde kurabiyeler, çikolatalar bulunmasını sağlayacak bir banko olacak. Belki becerebilirsem yazar kasa da yapabilirim :P

Not: Sculpey Clay Softening harika bir şey.  Neredeyse elime aldığımda pul pul parçalanan polimer killerime 1 damlasıyla hayat verdi. Bundan sonra baş tacıdır. -Bebek yağı kullanırdım önceden yumuşatsın diye ama bu zımbırtı 1-2 senelik polimer killerimi bile kurtardı!-

7 yorum mevcut |Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,
seperator

Tek Kullanımlık Macunlu Diş Fırçası

cookie

En son söyleyeceğimi en başta yazıyorum: Sanırım stres kaynaklı depresyonumu atmış bulunmaktayım.

Cidden son 2 haftamı hatta son 1 haftamı nasıl geçirdim inan olsun ki bilmiyorum. Geceleri ağlayarak uyanmalar mı istersiniz yoksa AbEschM ile oturduğumuz kafede gözümden şığır şıpır yaşların akması mı derseniz bilemem. İşin en garibi ise ben ağlamaya başladığımda ne zaman susacağıma karar veremiyorum. Bir de ağlarken ne kadar da rahatladığımı fark etmeye başlamıştım ki bu daha çok ağlamaya sevk ediyordu beni.

Şimdi ben İzmit te sınava gitmiştim ya hani… O sınavın sonucunu öğrenebilmek deveye hendek atlatmak gibi oldu benim için. Başarılı olacağıma emin olduğum bölümlerden başarısız, başarısız olurum dediklerimden başarılı olmam ayrı bir mevzu. Sonucun bekleme süresinde ağlamaktan gözümün kenarında, göz pınarımda böyle nohut kadar şişlik oluştu. Kremlerle, damlalarla indirebildim de bugün insan içine çıkabildim.

Sonra bugün şunu farkettim: Ben reading-okuma- ve listening-dinleme- bölümlerinde not alıyorum. Listeningde zaten alınıyor çoğunlukla da ben readingde de alıyorum. Malum sınav merkezi bana 1 adet kurşun kalem verdiği için ben listening kısmında 2 parçayı kaçırdım ne yazık ki kalem değiştirebilmek için. 1 tanesinin yarısıda kalemin tahtasıyla yazmaya çalışırken gitti. Kimseyi suçlamıyorum ama olsun hayırlısı böyleymiş diyorum artık.

Yapabileceğim çok bir şey yok benim çünkü. Aslında yapabileceğim tek şey korkularımdan arınmak.

Mesela ben sürekli “babam bir dünya para verdi. Alamazsam boşa gidecek o paralar.” diyerek kendimi yiyorum. Alternatif cevap babamdan geliyor: “Neden bunu dert ediyorsun ki? Ben aksine mutlu oluyorum senin için bir şeyler yapıyor olmaktan. Ya maddi manevi imkanlarımız buna izin vermeseydi?”

Sonra ben bir de şunu kafama takıyorum: “Alamazsam? Almalıyım.”  Hep bir karamsarlık içinde yürüyorum. Cevap yine babamdan geliyor: “Kızım bir anne baba evladı için her şeyi yapar. Fakat ben senin bu stresine derman bulamam. Bir ebeveynin evladının derdine çare bulamaması çaresiz kalması ne kadar acı bilir misin? Çaresiz bırakma beni!”

Hah en çok kafama takılansa şimdi ben bu sınavı veremezsem iş yerine dönüş yapıcam. İş yeri=stres benim gözümde hep. Belki de beni en çok korkutan bu. En çok sıkan, geren, nefes almama engel olan şey… Pozitif bakmaya çalışıyorum işte bunun içinde. En azından lise mezunu olarak iş arama derdim olmayacak diye düşünüyorum.

Evet evet bugün oldukça pozitif bir gün benim için. Stres stres nereye kadar değil mi?

Yazacağım bir kaç şey daha vardı da cidden unuttum. Bu kadar olsun artık napalım :D

5 yorum mevcut
seperator

2009?-2010?

winter_present1_iconwinter_present4_iconwinter_present3_iconwinter_present2_iconwinter_present5_icon

Resimler Farmvilleden…

2009 bittiğine göre daha doğrusu ben bu yazıyı yazarken bitmek üzere olduğuna göre ben aslında ona mektup yazabilirim?!!

Öf saçma bir cümle oldu. Hani “2009 şöyleydi 2010 da şöyle olsun” temalı klişe(?) yazılar var ya hah işte bende yazıcam onlardan bir tane. Felaket şekilde deşarj olmam lazım zira benim!

Sevgili 2009!

Ben sana hiç bir şekilde alışamadım, önce onu belirteyim. Mart ayının sonuna kadar attığım her tarihte yıl ibaresi ya 2008 oldu ya 2010! Çok abartıp 2004 yazmışlığımda olmuştu bir kere.

Geldiğini kabul etmemekten ziyade, varlığını bile anlamadım ben bu yıl. Aylarına, günlerine falan takıldım. Senin gelişin sebebiyle yediğim kestaneli pilavın tadı hala damağımda orası ayrı.

Senden daha fazla nefret ettiğim yıllar da oldu ama senin kadar unuttuğum bir yıl yoktu. Sen biraz da “hayatımdan bir sene daha geçiyor işte.” zırıltısıyla yaşadığım bir yıldın.

Ve 2009 seni cidden sevmedim.

Sendeki hiç bir önemli gün ve haftayı iple çekmedim mesela. Ne kendi doğum günüm çok heyecan yarattı bende ne kurban bayramı, ramazan bayramı tatilleri falan. Çünkü tatilim olmadı benim.Ben sürekli ders çalıştım saçma sulak bir şekilde!

Yılın ilk altı ayını bambaşka bir sınav alanına son altı ayını bambaşka bir sınav alanına ayırmama izin verdin ya!!! Ne diyeyim susuyorum!..

İşin garip tarafı korkunç bir sabır da hediye ettin bana. Arada bir mızırdasamda okullara heykelimin dikilmesine sebebiyet verecek kadar sabırla ders çalıştım. Gık demedim! GÖrdüğüm her inek resmiyle bütünleştirdim kendimi.

Biraz daha büyüdüm. Aslında biraz daha değil de öyle yordun ki beni sanki ben 20 yaş birden yaşlanıverdim bu sene. Tekrar teşekkürler.

Sene başında bir güzellik yapar gibi oldun. Yok yok o 2008e aitti pardon. Sene ortası diyeyim… Onu da burnumdan getirdin.

Şimdi gidiyorsun ya… Ben; sen gidiyorsun, bitiyorsun diye sevinemiyorum bile.

Varlığınla yokluğun bir değildi kabul ediyorum. Fakat sunduğun her olumsuzluğa ben boyun eğdim sesimi çıkartmadan. Koyun misali nereye çekersen oraya geldim bende otlamaya.

Şimdi öyle alıştırdın ki beni olumsuzluklarına

benim 2010 a dair hiç bir ümidim yok.

“Bu sene şunu yapacağım!” diye verdiğim bir kararım yok.

Çünkü ben yıl kavramı kaybolmuş biriyim sayende.

Bir çam ağacı süslemek kendimi suçlu hissetmeme, aldığım bir hediye onu haketmediğimi düşünmeme ve o hediyeyi istememe sebep oluyor.

Geçiş dönemi olarak kabul etmek istiyorum seni 2009!

İşte senin ne melem bir geçiş dönemi olduğunu da ancak 2010 da öğreneceğim ben.

Şayet 2010da güzel şeyler olursa senden sebep seni ” 2009 yılı benim ağzımın ortalık yerine salıncak kurup sallana sallana ağzıma m.çan bir yıldı.” diye hatırlayacağım.

Yok her şey zaten kötü bir haldeyken daha da kötüleşirse diyeceğim lafım yok daha.

*

Ve 2010!!!

Seni cidden güzel bir şekilde hatırlamak istiyorum ben.

Lütfen… Nolur…

Henüz fikir yok |Etiketler: ,
seperator

ETS Duy Sesimi!

Böyle bir internet sitesi mi açsam ne yapsam?

Öyle ironi dolu olaylarla karşılaşıyorum ki bazen sınavlar esnasında…

Ben bunları dile getirmek de istemiyorum bir yandan. Dersime giren hocam daha fazla bilgiye sahibim TOEFL hakkında. Gözüm kapalı tüm kuralları sayabilirim tüm herşeyi anlatabilirim hepsini yapabilirim eksiksiz gediksiz.

Kendimden utanıyorum artık. Dersanede tiye alıyorlar beni. Onlara Toefl sistemiyle ilgili öğrenci geldiğinde sorularını cevaplayabilmek için beni arıyorlar.

Tüm bunlara rağmen ben hala alamadım o belgeyi! ETS duy sesimi çünkü psikolojimi bozdun!

Defterimin arasında bir bunalım anında kaleme aldığım bir mektubum var. Ben hayatımda hiç bir şeyi bu sınav kadar önemsemedim. Eşşek gibi çalışıyorum!

Ben bu sınava, okuluma o kadar çok anlam yükledim ki… Ya alamazsam düşüncesi gelip beynime oturduğunda ben nefes alamıyorum. Bu bir abartma değil. Gerçekten de nefes alıp vermekte zorlanıyorum. Evde tek başımaysam ağlamaya başlıyorum. Tüm hayatımı yükledim ben o 80 puana ve onu alamazsam başıma gelecekleri az biraz biliyorum. Alamazsam sorusu takılınca aklıma o başıma gelecekleri yaşıyorum resmen. İnsan beyninden geçenleri sanki gerçekte yaşıyormuş gibi hisseder ya bazen… 5 yada 10 dakikada bile tüm yaşam enerjimi alıp götürüyor. Bazen “cidden yaşayamam, kaldıramam, katlanamam” deyip hayatıma son vermeyi bile düşünebiliyorum.

İşte ETS duy sesimi ben o 80 puanı almak için elimden geleni yapıyorum,

yapıyorum ama sen de yapıyor musun elinden geleni?

Çünkü ben öyle ironik olaylarla yüzleşiyorum ki aklın hayalin durur ETS. O eksikliklerine rağmen vize verdiğin sınav merkezlerini gördükçe “bu sınav Almanlar tarafından yapılmalıydı.” diyorum.

Mesela:

ETS görevlileri daha da doğrusu müffettişleri her sene sınav merkezlerini ziyaret eder ve merkez eğer şart koşulan standartlara uygunsa vizesini yeniliyorlar.

Şimdi ben şunu merak ediyorum: ETS acaba sessiz sedasız şekilde sınav adayı adı altında denetleyici gönderiyor mu?

Çünkü bu bana göre muhakkak yapılması gereken bir olay. Çünkü şöyle düşünün: Ben burada sınav merkezlerini yazmaya çabalıyorum. HErhangi bir sınav merkezini ziyarete gittiğinizde şunlara bakarsınız: Ayraç var mı? Monitörü iyi mi? Masa iyi mi? Bağlantısı nasıl? Jenaratör var mı? Kulaklıklar nasıl?

ETS de bunlara ve daha bir kaç ekstra şeye bakıyor-dur-.

Peki sadece monitörün çözünürlüğünün standart olması, jenaratör olması, ayraç olması, kulaklıkların istenen şekilde olması bir sınavın rahat ve uygun koşullarda geçmesini sağlayabilecek şeyler midir?

Eğer yoksa ETS dedğim şekilde sınav adayı göünümlü denetleyicilerle çok daha fazla verim alır ve bu adaylar gerçekten ideal anlamda o sınava girerler.

Çünkü ETS kusura bakmasın ama o “standart” kulaklıklar tam anlamıyla ses izolasyonu sağlamıyor. Speakingler üst üste biniyor. Mikrofonlar sabit olduğu için ben büküp ağzıma yaklaştıramıyorum. Elimle habire mikrofon tutuyorum. Bir önceki sınavımda dışarıdan 2 kere gelen telefon melodisini dinlemek zorunda değilim. Sen bilmem kaç derece oda sıcaklığı olacak diye bir şart koymuşsun iyi güzelde benim güzide milletimin güzide insanı onu oda sıcaklığı olarak algılamıyor!

Adam “ETS 28 derece -bu dereceyi ezbere bilmiyorum- oda sıcaklığı olacak.” deyip klimanın sıcaklığını 28 dereceye çıkartıyor. Fakat bu olay 5 metrekare bir odada da yapılıyor 15 metrekare odada da!!!! Standart belirlesin!

Yani ETS müffettişi o masaya oturup aynı masaya hem mousu hem klavyeyi hem monitörü hem de kağıdını sığdırabiliyor mu bir denese?!?!?!?!?!

Mesela ETS senin müffetişlerin mikrofon kaydı alınamayan öğrencinin operatörden yardım istemesi sonucu, operatörün “ben konuşamam sizin ses kaydınız lazım.” cevabını duydu mu hiç? Ben duydum! Kablolar kontrol edildikten sonra operatörün yapacağı şey kendi ses tonuyla bir şeyler söylemesidir…

Yada ETS yaşadıklarım içinde en ironiği neydi biliyor musun?

Sınav öncesi başka bir adayla bekliyorum. Operatör yanımızda. Yanımdaki aday soruyor: “Bu sınava ayda kaç kere girebiliriz?” Operatör “İstediğiniz kadar.” diyor. Aday soruyor: “Peki bir şart var mı?” Operatör: “Hayır yok.” Ben düzeltiyorum: “Tek şart ; 7 günde 1 girebilirsiniz sınava.”

Aradan 5 dakika geçiyor aday yine soruyor: “Peki sizin sınav tarihleriniz neler?” Operatör tarihleri söylüyor. ( 2 hatalı tarih ve yine düzeltiyorum.) Aday: Peki ben haftaya bu sınav merkezinden tarih alabilir miyim? Operatör: Evet alabilirsiniz.

Ben yine dayanamayıp atlıyorum: Ocağın 30una kadar İstanbuldaki tüm sınav merkezleri dolmuş durumda. Eğer herhangi bir aday sınav tarihini iptal ederse ve sizinde şansınız varsa ocağın 30una kadar yer bulabilirsiniz.

Bunları bir operatörün bilip bilmemesi çok mu önemli?! Bana göre önemli. Sen orada bir sınav merkeziysen üstüne üstlük operatörsen oradaki sınavdan, salondan sorumluysan bundan da sorumlu olmalısın.

Ya ben cidden uç düşünüyorum. Uç düşünmesem zaten orada yanlış cevapları düzeltmem.

Uç düşünüyorum. Nasıl mı?

Bu adayın diyelimki 30 Ocağa kadar vakti var. O anki tarih aralığın 15i. Hayatında ilk defa TOEFL a giriyor. Daha önce IELTS’e hazırlanmış. Aday üm bu ön bilgileri verdi zaten önceden bize.

Şimdi sen bu adama “tabi tabi yer var haftaya tarih alabilirsiniz bizden.” dediğinde bu adam “haftaya da girerim en olmadı.” rahatlığını koyar cebine. Sınavın kötü geçmeye ilk başladığı anda bir anlık gaflet onu bu rahatlığın koynuna itebilir.

Aynı adam aynı rahatlığın koynunda evine gider, sisteme girer ve karşılığında ocak 30 a kadar hiç yer olmadığını görürse???

Herşeyden önce ona bu rahatlığı veren sen değil misin yine bir bakıma?

Uç demiştim ben. Fakat uç bile olsa hiç karşılaşılmayacak bir şey mi?!

Nasıl bir sorumluluk aldığının farkında mı acaba kendinden gayet emin şekilde “alabilirsiniz haftaya.” derken?

Senin haberli gelen müffettişlerin bunları görüyor mu ETS?

Benim o eşşek gibi çalışarak gittiğim sınav esnasında senin operatörünün hiç gerekmeyen bir anda salona 3 kere üst üste girip çıkmasının üstüne lobiden 2 defa da sefoni şeklinde telefon melodisi duyulmasının konsantrasyonu nasıl bozduğundan haberin var mı? Tüm o eşşek gibi çalışmamın çöpe gitmesi nasıl bir duygu biliyor musun?

Çok afedersin tuvalette bile aklımın bir köşesinin TOEFLı, 80 puanı, o puanı alamazsam olabilecekleri düşünmesi karşılığında

sen habersiz müffettişler gönderiyor musun sınav merkezlerine?

İşte bu yüzden duy sesimi ETS!

Eğer böyle bir uygulama başlatırsan gönüllü olarak yer almak istiyorum. Sınav ücretini ödemeye bile razıyım! Gizli müffettiş olmak istiyorum!

Artık bazen

kendimden korkuyorum…

3 yorum mevcut |Etiketler: ,
seperator

Toefl Sınav Merkezi: ÇADEM

toefl

Benim bu yazıyı 19 Aralık 2009 günü eve gelir gelmez yazmam gerekiyordu ama o gün üzerimde hem yol yorgunluğu hem sınav yorgunluğu vardı. Ardından da derstir şudur budur koşturmaktan bugüne kaldı ki laf aramızda kalsın ben bu sınav merkezi incelemelerini sıcağı sıcağına yazmayı çok ama çok daha fazla seviyorum ve keyif alıyorum.

Şimdi bu yazı ne kadar uzun olur bilmiyorum belki gereksiz detaylarla doludur onu da bilmiyorum. Ben yaşadığımı yazarım. Siz size yeteceği kadarını alırsınız. Yazıda yer vermediğim yada unuttuğum soruları sorarsınız cevaplarım :) Anlaştık?

İlk önce İstanbul değil de İzmit’teydim bu defa. Neden? Tabiiki de İstanbul’da yer kalmamıştı. En iyi alternatif İzmit’ti.

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim sevgili ETS.org’da sınav tarihlerine bakarken bir adet sınav merkezi BURSA’da olmasına rağmen İSTANBUL seçeneğinde görünüyor. Aman dikkat edin.

Ben İzmit’i bilmem. Anca bir yerlerlere giderken geçmişizdir yolundan o kadar. Bu sebeple sınavdan 7-8 gün önce ÇADEM’in yani Çağdaş Diller Eğitim Merkezinin web sitesine girdim. Her şey iyi hoş aslanlar gibi iletişim sayfası ve mail kutucuğu da koymuşlar -ki ben o kutucuklara güvenmem-. Ben de mail attım kendilerine. İstanbul’dan geleceğimi ve detaylı bir yol tarifi yapıp yapamayacaklarını sordum kendilerine.

Gelen cevap sadece Sınav merkezinin şehir merkezinde olduğu ve arabyla mı yoksa otobüsle mi geleceğimi sormalarıydı. Ben de arabayla geleceğimi söyledim ve adres tarifini rica ettim yeniden. Ses soluk yok…

Telefon edemez miydim? Ederdim tabii ki. Fakat benim şahsi fikrime göre kişi yada kurum info yada bilgi adı altında bir mail adresi açıyorsa açmayı bildiği gibi kontrolünü de yağmayı bilecek. Yok sen bunu yapmıyorsan ben senin bu işlevi sadece “herkeste var bizde de olsun” mantığıyla yaptığını anlarım.

Kısacası İzmit dışından gidecekler mail falan atmayın direk telefon edin.

Ulaşımla ilgili bir kaç konuya daha değinirsem eğer ÇADEM in bulunduğu cadde sabah saat 10:00 dan sonra araç trafiğine kapalı bir cadde. Cadde üzerinde araç park edebileceğiniz bir alan yok bol bol otoparkları var ama İzmitin anladığım kadarıyla ve açıkçası İstanbuldakilere oranla çok da normal fiyatlarda değiller. Diğer bir konu belki biz oraları bilmediğimizdendir bilmiyorum ama mevzu bahis caddedeki sokaklar gerçekten de çok dar. Yol kenarına araç park edilmişse sokağa sapmak ve haraket etmek oldukça zorlayıcı.

Benim gibi İstanbul’dan gelen başka bir “candidate” ile konuştuğumda otobüsle geldiğini ve sınav merkezini bulmakda zorlandığını söyledi. Ki bunun ben biraz da kişiye bağlı olduğunu düşünürüm çoğu zaman neyse.

Şimdi sınav merkezi yada yada sınav olacağınız salon ÇADEMin adresini vermiş olduğu binada değil. Fakat siz o binaya gidiyorsunuz önce. Ben tam da olmam gereken saatten 5 dakika önce yani saat 09:25′de kapıdaydım. Kapı duvar… Bekliyoruz öyle. Saat 9:30 geçmişti ki bina açıldı. Daha doğrusu görevliler iş baı yaptı.

Normal şartlarda 09:30-10:00 saatleri arasında siz doldurmanız gereken kağıdı doldurursunuz, kaydınız alınır, fotografınız çekilir. Size bu yüzden 09:30 da binada olun der ETS. Biz saat 09:50ye kadar binada boş boş bekletildik. O binada tuvalet falan sormayın. Katlar arası kapısı açık tuvalet arıyorsunuz mel mel. Ben aradım oradan biliyorum.

09:50 gibi bir bey sınava girecekleri toplayıp ınav salonunun “yan binada” olduğunu söyledi. Açıkçası ben düşündüm ki kapıdan çıkıp sağa yada sola sapıcaz ve başka binaya gireceğiz. “Yan bina” tanımı nedir size göre???

Önde görevli arkada “candidate”ler yürümeye başladık. Sokaktan çıkıp caddeyi döndük. Araç trafiğine açık olan yoldan koyunlar gibi karşıya geçtik. 2 kat yukarı çıktık. Şöyle tarif edeyim bilginiz olsun: Asıl sınav salonları FEM binasının hafif çaprazında kalan Türk-İngiliz Derneğinde. Yada böyle bir adı vardı bilmiyorum ama binadanın 2 cephesinde bir psikiyatristin tabelası vardı.

Kantine alındık ve formları doldurmaya başladık. Tabii saat bu arada 10:00 1-2 dakika geçmiş durumda. ETSnin koyulan tüm kuralları burada inanılmaz abartılmış durumda.

Mendil alamıyorsunuz. Alıyorsunuz ama paketsiz ve sadece 1 adet. Özel iznim olmasına rağmen -rahatsızlığımdan dolayı- içeri su almam yasak!!! HAdi bunları geçtim. Bakın ben son 4 senede-ki neredeyse 5 oldu!!!- 1 tanesi PBT 2 tanesi CBT olmak üzere sanırım 10 a yakın TOEFL sınavına girdim ve her sınavda montumu içeri almama izin verildi. En olmadı ceplerim aranmıştır zaten.

Bilin bakalım burada ne oldu? Montların içeri alınması yasak dediklerinde ciddi ciddi OHA dedim. İçerisi her ne kadar standart sıcaklıkta tutulmaya çalışılsa da insanların soğuk algıları farklıdır ve ben o gün ince giyindiysem üşüdüğümde montu giyerim. Budur yani. Zaten kopya sokabileceğiniz bir sınav değil ki bu!!!

Dolap sistemi falan yok. Başka bir sınıfa alındık ve kişisel eşyalarımızı poşetlere koyduk ve isimlerimizi üzerine yazdık. A MAN NE GÜ VEN Lİ!!! Kapıyı kilitlediler Allah’tan.

Bir başka anormallik formları doldurmamız anında başladı: Bildiğiniz üzerine IBT ye girerken sınav merkezi size iki adet kalem ve 3 adet kağıt veriyor. ETSnin sınavla ilgili kurallar bölümünde bu kalemler tükenmez kalem olarak tanımlanır. Tükenmez kalem olayına takılmıyorum onu geçtim de bize 1 adet kurşun kalem verileceği söylendi. Bir de deniyor ki “ETS’nin kuralları bunlar arkadaşlar.” Yahu sınav başlangıcında karşınıza bir ekran geliyor ve o ekranda 2 kalem ibaresi yine yazar. Bu kadar olmaz dedim ses etmedim başıma geleceklerden habersizim nasıl olsa :D

Yine aynı esnada bilgisayar ekranlarında donma yaşanabileceği söylendi. “Üst üste nexte basmayın sınavınız heba olmasın 1 kere basın donarsa bekleyin.” dendi. Bu ETSDEN KAYNAKLANAN BİR SORUNMUŞ!!! Reset attıklarında düzeliyormuş. Endişelenmeye gerek yokMUŞ!!!

Şimdi birincisi ben ekranım donduğunda bilgisayarıma reset atıldığında “sınavım yandı bitti kül oldu.” diye endişelenmem. Çünkü zaten kaldığım yerden devam edeceğimi biliyorum da kaybolan konsantrasyonuma da reset atabiliyor musunuz abi diye sormak gelmedi de değil içimden.

İkincisi ben aynı donma problemi yüzünden ETS ile daha önce mail vasıtasıyla iletişim kurmuştum. ETS bunu kabul etmiyor. Daha doğrusu kendilerinden kaynaklanan bir sorun olarak görmüyor. Amerika’dan bahsediyoruz. Üç aşağı beş yukarı internet hızlarının bizimkinden 2 kat kadar daha iyi olduğunu biliyoruz. Yani bir kere daha tekrar ediyorum bu donma problemleri ETS den kaynaklanan bir şey değil. Tamamen sınav merkezi, sınav merkezinin bilgisayarları, sınav merkezinin veri alım gönderim hızı… Sonuçta bir sınav merkezi 10 bilgisayar başına 1 bağlantı da kullanabilir, 10 bilgisayara 10 ayrı bağlantı da alabilir. Bilgisayarınız donduğu zaman “ETS’den” bahanesine gülün geçin.

Daha önce hiç başıma gelmeyen bir uygulamayla daha karşılaştım bu merkezde. Şimdi önceki sınav merkezlerinde adaylar sıraya girer sırası gelen fotograf çekimi için içeri girer ve masa numarasını öğrenirdi. Burada isim sırasına göre çağırıldık. Belki bu konuda kendilerince doğruluk payı vardır ama bu sadece zaman kaybından başka bir şey değil…

Tüm bu gereksizliklerin ardından sırama oturabildim. Şimdi önce ben biraz sınav salonu anlatayım VARSA pozitif yanlarını anlatayım sonra negatif yönlerine geçeyim. 2 ayrı salon/oda var. Benim bulunduğum odada 6 bilgisayar vardı. Klima mevcut. Çok büyük olmayan ama çok da tıkış tıkış olmayan bir oda. Masaları tarif edebilmem imkansız. Yaşamak lazım :D

Negatif kısımlara geliyorum ve masadan başlıyorum:

Masanın derinliği mi derler neyse işte 1 tüplü monitörün sığacağı kadar. O koca monitörün yanına mousunuz konulmuş durumda. Alttaki ray çekmecede klavyeniz duruyor. Kasanız sol altta. Ayraç durumu var gibi yok gibi. Bir kere daha tekrar edeyim ki benim boyum 1.55. Ben klavyenin çekmecesini açtığımda rahatsız oldum. Bir erkek için hiç bir şekilde ergonomik değil.

Malum reading bölümünde klavyeye pek ihtiyacım olmadığı için rayı kapattım. Bu defa mouse erişme zorluğu başladı. Mousunuzun monitörün yanında ve monitöründe tüplü monitör olduğunu söylemiştim değil mi? Hah işte ben mousu verimli kullanabilmek için sandalyemi monitörün dibine kadar çekmek zorunda kaldım. Monitörle aramdaki mesafe 10 cm kadardı. Yakınen okudum readinglerimi yani! Bana mousu klavye rayına koyabilirdin önerisiyle gelmeyin. Benimde ona kafam çalışıyor ama gerçektende imkanlar dahilinde değildi. Yani 12 senedir bilgisayar kullanıyorum ben! Hakaret olarak algılarım :D

Ayraç ise masadan taşmıyor. Yine eski tip monitörün genişliğinde. Klavyenizi açtığınızda sandalyeniz daha geriye gittiği için yanınızdaki ekranı film izler gibi seyretmeniz gayet mümkün.

Gelelim şu mevzu bahis kağıt ve kalem olayına.

3 kağıt ve 1 kurşun kalem verildi bana. Kurşun kalemin ucu ise yarılanmış durumdaydı. Neyse dedim bitince yenisini isterim. İlk listeningimde kalemimin ucu bitti. Tahtasına sürte sürte yazıyorum artık o derece. Gelen giden yok. Elimi kaldırmam para etmiyor çünkü odada kamera YOK! Sadece fotograflarımızın çekildiği web-cam var ve elimi kaldırdığımda kimse gelmedi zaten. Hayır kamera vardıysa bile izlenmiyorum ben oradaki görevliler tarafından.

Ben 2 part arası olan 1 dakikalık sürede kendimi riske atarak odadan çıktım.

Sonra sınav kuralını çiğneyip sınav merkezinden çıktım.

Şöyle oldu: Karşılıklı 2 daire var. Bizim bulunduğumuz dairede sınav salonu var zaten. Karşı dairede Türk-İngiliz derneğine ait. Bizimle ilgilnen bayan görevli de orada bulunuyor. Yani ben sınav merkezim olan daireden çıkıp karşı daireye geçip kalem alıp -yine 1 tane!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Ki kendilerini 2 kalem konusunda uyarmış olmama rağmen- yerime geçtim.

Ben bunu 3 kere tekrarladım! Çünkü odaya gelen giden yok. Tamam geliyorlar ama 10 dakikada bir falan değil. 20-30 dakikada bir!!!

Benim her hangi bir bölüm sırasında atıyorum bir lecture dinlerken kalemimin ucu kırılabilir. Bu durumda ben yedek kalemi kullanacağım değil mi? Ama yok! Görevli de yok ortada! Hayatımda gördüğüm en saçma en disiplinsiz durumlardan biriydi bu!

Ben kendi bilgisayarımda donma problemi yaşamadım. Fakat benim masamda bulunan modeme tüm bilgisayarların bağlı olduğunu anladığımda etmediğim dua da kalmadı hani. Arkamda oturan kızın bilgisayarına 4-5 kere reset atıldı. Önemli değil canım sorun ETSden kaynaklı nasıl olsa!!!! O garibim de aynı şekilde sınav merkezini terk ederek yardım istedi.

Bu şartlar altında sınavın 1. bölümünü tamamladım. 10 dakikalık aramda başka sorunlar beni bekliyordu :)

Araya çıktım ve montumu almak istediğimi söyledim. Cevap hayır. Gerekli açıklamamı yaptıktan sonra görevli gitti anahatarı aldı geldi açtı kendi torbamımı kurcaladığımı sordu ismimi yazdım ya -tabi burada başka bir ironi vardı adınız ne diye soruyor adımı söylüyorum poşeti okuyor ki o poşeti bende okuyabiliyorum kör değilim hiç kimliğime falan bakmadan tamam diyor- o kontrolden tamam aldım montumu aldım tuvalete gittim :D

Sigara içeceğiniz bir alan yok zaten. Tuvalette içerseniz içersiniz. Yakalanmayın tabi…

1 yorum mevcut
seperator

Aradayım!!!

Bu mudur????

aradayım aradayım!!!!
sanki kutuda bir sardalyayım
aradayım anlarsınız ya
ve arada olmak pek hoş değil

solumda bir canavar varken
bir canavar da sağda
sabahtan burdalardı
akşama kadar
aradayım çalı gibi
bu benim gördüğüm en üzücü şey
arada olmak

arada olmakkk
itiyorlar önce bir yana
sonra da öbür yana
ve sıkıştırıyorlar
ezilene kadar

aradayım anlarsınız ya
yeşil olmak bile bundan iyi
daha iyi daha iyiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Budur…

Related Posts with Thumbnails
2 yorum mevcut
seperator