O Bücür Cadı!..

Mahvetti hayatımın bir kısmını!..

Bu yazımdan önceki yazımda malum cadının varlığından bahsetmiştim ya hani.

Dün öyle incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey oldu ki!.. Fakat sonuçları öylesine cinsti ki!.. Oturup yemin ederim “baba”, “kader” ıvır zıvır kavramlarını kontrol ediyorum şimdi kafamda. Hepsi hala yerli yerinde mi diye?!

Şimdi dün paydosa yakın bir saatte bu cadı ben ve çalışanlardan başka biri benim odamda bir şey hakkında konuşuyoruz. Sonra laf döndü dolaştı başka bir konuya geldi. O esnada cadı konuyla alakalı olarak babamın ona bir anı anlattığını söyledi. Ha anlat bakalım neymiş dedim bende. Yok dedi anlatmam. Şimdi o arada anlatmam demesi çok cins durdu. Çünkü konu cidden çok cins bir yerdeydi ve diğer elemanın hakkımda zilyon tane yalan yanlış teori üretmesine sebebiyet verebilirdi. Anlat dedim bende.

Anlattı… Babam vakti zamanında benimle ilgili bir olay anlatmış. Fakat bu olay babamın klasik huyu olan “abartma sanatı”na takılmadan edememiş. Hani her aklı başında insan o olayı duyduğunda bir abartma olduğunu kesin anlar. Şöyle diyim size: Hangi insan evladı yarım tencere -allahım tabire bak!- sigara içebilir bir günde?! Bu tencere de eski tip bir obje, bakır tencereler olur ya hani. Hah işte ben içmişMİŞim. Hayır ben bu odada hayatımın son 15 senesini geçirmiş biriyim ve hiç öyle bir tencerem olmadı. Bu yazıyı yazdığıma göre de bir günde hiç o kadar sigara içmemişim değil mi?

Ben cadıya durumu izah ettim. Bu kalktı “tamam babana sorarım” dedi. Bende sormasına gerek olmadığını varsın babamın doğru söylediğini söyledim. Hani gerek yok teyit etmeye.

Bu gerizekalı zaten sürekli bana yalan söylüyormuşum muamelesi yapıyor. Mesela şöyle minik bir olayı anlatacağım. Bizim camlarımızda demir var. Ferforje. Eski çalıştığım dönemde o ferforje demirleri sonbahar ve kış sebebiyle boyaları yıpranmıştı. Bende nalburdan siyah ve altın sarı boya alıp boş vakitlerimde tüm demirleri boyamıştım. Fakat bunun üzerinde 2 sene geçti ve o demirler benden sonra en az 1 kere daha boyandı. Gelgelelim benim şimdiki odamda boyacı bir demir parçasının iç kısmını boyamayı unutmuş yada boyamamış hani yıpranmış olsa da öncesinde altın rengi soba boyasıyla boyandığı belli. Camın önünde dururken bunu anlattım ben. Hatta o boyanmamış yeri de gösterdim. “Ben hiç görmedim altın rengi olduğunu” dedi. Ben işten ayrıldıktan 6-7 ay sonra girdi ya hani e o 6-7 ayda da boya yapılmadı biliyorum bunu. Bende salak bir şekilde neden ona ispat etme ihtiyacı duyuyorsam o boyanmadan geçilen yeri gösterdim. Hooop hatun bu defa simetrisine baktı. Hala şüphe içinde. Bu en ufak olay daha bunun çok beden büyükleri de var ya neyse.

Konuya dönelim. Ben bu cadıya doğrulatmasına gerek olmadığını söyledim. O gün zaten şekerim çok sabit durmuyordu ve zaten uykusuzdum “eve gider gitmez uyuyacağım” planları içindeyken paydostan 1,5 saat sonra iş yerinden ayrılabildim. Eve geldim daha montumu çıkarttım babamdan telefon. Babam içmiş zaten belli. Hani dünyanın en saf salak insanı bile bunu anlar. Kaldırdı benim odamda böyle bir tencere yok muydu diye sordu. Şimdi o an o cadınıbunu neden yapma ihtiyacı hissettiğine mi köpüreyim, odamda olmayan bir eşyanın bana “yok muydu?” diye ısrarla diretilmesine mi kızayım?! Karman çorman yani. Zaten yorgunum. Hayır yoktu dedim bende ve babama o küçük cadı neden doğrulatma ihtiyacı duyuyor ki dedim. Sonradan öğrendiğime göre o gerizekalı birde bu soruyu öyle bir şekilde sormuş ki hani direk babama sen yalancısın dese daha hafif kalıyor. Hemde sarhoş bir adamdan bahsediyorum burada!

Sonra her şey alt üst oldu zaten. Cadıyla falan da konuştum telefonda. O göya babamın sarhoş olduğunu anlamamış. Hani hiç bir şey ağırıma gitmedi de;

1- Babam dedi ki 2 haftadır geliyorsun hiç bir işe yaramadın

2- Ben bu şirketi yönetirken kimse yoktu yanımda benim en yakınım cadıdır -yine babamdan-

3- Cadı “1 hafta kimse yoktu büroda baban yalnızdı sen neredeydin?” diye hesap sorması. Ulan o 1 haftanın varlığını babam bana söylemedi bile. Söylese AbEschM bilir iki elim kanda olsa giderim. İş yerim orası benim yahu. Ailemin rızkının geldiği yer yani..

Cadı kendince bir senaryo kurdu anlattı tabii. Gel gelelim bu senoryada eksik, oturtamadığı öyle çok parça var ki. İnandım göründüm. Salağım ya hani ben!

Hayır babam birde o cadıyı nasıl savunuyor nasıl koruyor görsen aklın hayalin durur. Sanki ben cadıyım, cadı onun öz kızı!!!!

Kısaca hani ben çok yorgundum ve şekerim gayet yüksekti ve hani eve gider gitmez uyuyacaktım ya! Saat 2 de ben uyumak için yatağa yattığımda yüzüm gözüm ağlamaktan şişmişti!

Sabah 6 da yine kalktım, giyindim, hazırlandım işime gittim.

Babam yok… Hadi ayılamadı daha diyelim…

Cadı yok… Rahatsızlanmış da hastalanmış vs vs…

Saat 14:30 a kadar çalıştım o halde. Sonra kızdım ciddi ciddi. Yahu dedim çok afedersin iki elleriyle bir b.k yiyen onlar, zararı gören ben, işe gelip çalışan yine ben. Eve gidiyorum ben! Babamı aradım sonra… Eve gidiyorum diye haber vermek için. Açmadı. Yine aradım. Açmadı. Sanırım 3-4 kere aradım haber vermek için açmadı…

Eve geldim. Kendi telefonumun şarjı bitti kapandı şirket hattım açık. 23:30 da uyandım. Babam geri aramamış. Telefonumu şarja takıp açtığımda saat 23:00 civarı gizli numaradan 2 kere arandığımın mesajı geldi. Cadı aramış.

Şimdi şunun cevabını arıyorum kendimde:

* Ben 8 ay emek verdiğim, gecemi gündüzüme kattığım, tüm hayallerimin mihenk taşı olan TOEFL ı 8 puanla kaçırdığımda tek damla göz yaşı dökmedim. Kan bağımın olmadığı, hiç bir alakamın olmadığı bir cadı beni nasıl, ne sebeple hangi hakla 6 saat ağlatabiliyor? Babamla aramı bozabiliyor? Babam buna nasıl bir imkan sağlamış?

* Hani her şeyde bir hayır vardı ya?! Hani ben TOEFL ı kazanamadığımda da vardı bir hayır. Şimdi hayır bunun neresinde? Yoksa bu insanların kendilerini kandırmaları için uydurulmuş koca bir yalan mı? Hani beynin tam sorgulamaya başladığında, akla mantığa uygun cevaplar bulduğunda “şeytan çeler” ya aklımızı… Nedense tüm bunlar şeytanın işidir ya… İşte bu “her olayda vardır bir hayır” meselesi de böyle bir şey mi?

Bilmiyorum blog. Oturup “baba” kavramını irdeleyip, sorgulamak zaten yeterince ağır… Ben sadece düzelsin istiyorum her şey. Dizi izler gibi izliyorum olanları. Sanki konuşan, ağlayan, acı çeken ben değilmişim gibi geliyor. Kendimi içinde göremiyorum bu olayların. Ne bileyim eski halim ve pek çok insan cadının da dediği gibi gidip o cadıyı bulup yolardı. Ben yapardım bunu. Fakat ben öyle sakin davrandım ki… Cadıya karşı en azından. Hani kendi bile şaşırdı…

Dizinin devam bölümlerini çok merak ediyorum ve düzelsin istiyorum her şey. Ben gideyim yine oturayım masama, açayım bilgisayarımı cari hesaplarla uğraşayım, evrakları doldurayım, dinlenmeye yine vakit bulamayayım istiyorum. Rutin olsun hayatım, gayet sıradan ve monoton… Hatta istiyorum ki bu rutinliğe dönene kadar kafamda sorguladığım kavramları da sorgulamayı bırakıp bir yere oturtayım…

Ne kadar komik, ne kadar ayıp şeyler bunlar yahu… Düşündükçe kendimden utanıyorum. Ki ben şimdi bugün ve dün olan bir kaç kötü detayı da anlatmıyorum, anlatAmıyorum. Fakat şöyle diyeyim o detaylar cidden çok kötü detaylar. Öyle düşün, öyle kabul et…

Öyle bir şeyler işte…

Henüz fikir yok |Etiketler:
seperator

Uppsss Yorumlar Gitti:S

Valla bilerek olmadı. Spamları temizlerken en sonda yanılmıyorsam sesiber.com yani Sesi Ablamın adresini görür gibi oldum ama kafam gayet yorgun olduğu için totomdan da uyduruyor olabilirim :S

e-bayden oje satın aldığım hatun track numberımı hala girmemiş durumda. İş günü bazında bakarsak 2 gün oldu. Neyse Perşembeye kadar büyük bir sabırla bek le ye ce ğim. Gelselerde hepsi makyajcantama yazsam…

Hah bugün nasıldı?! Ben bugün yine çok yorulsam da kimse benim yorgun olduğuma inanıyor durumda değil. Ay benim dedikodu yapasım var blog:D Öyle böyle değil hemde çok fena yani.

Şimdi işin en başı bugün gayet güzeldi çünkü sekreterlerden biri yoktu. Aslında sekreter demeyelim stajer demek daha doğru. Fakat bu hanım kızımız benden 7 yaş küçük. Haftanın 2 günü yok. O yokken büro katı gayet süt liman. Hiç kimsede tek bir panik yok. İşler olağan rutiniyle karışmadan, kurcalanmadan yürüyor. Kendisi geldiği anda ortalık tamamen dağılıyor. Büro katı değil çocuk parkına dönüyoruz resmen. Aşağıdan yukarı çıkan ustabaşı bile çocuk olup çıkıyor tepeme. Babam bile.

Zaten sanırım bu olay babamı paylaşamamaktan çıkıyor… Bilemiyorum.

Şimdi ben 2 sene önce iş yerine giderken kurmuş olduğum bir düzenim vardı. Gayet tıkırında, ortalık temiz pak, her şey düzenli, aradığım dosyayı olması gerekn yerde buluyordum en azından ve ISO kurmaya çalışıyordum. Eğitimlerim falan devam ediyordu.

Sonra ben işi bırakınca -aslında bıraktım demeyeyim kendi işim sonuçta bırakmak gibi bir hadise pek olamıyor- benden 6-7 ay sonra bu hanım kızımız başlıyor işe. Gayet maskulin tavırlarda biri. Hani nasıl desem… Her muhabbete gelir herkesle. Tabii o da kendince bir düzen kurmuş geçen sürede fakat o düzen zerre kadar bana uymuyor.

Normalde o gelene kadar olan 13 senede aynı dolapta aynı yerde duran klasör şimdi bambaşka bir dolaptan alakasız bir yerden çıkıyor. Bu da beni çıldırtmaya yetiyor. Çünkü mevzu bahis dosya yada dosyalar her dakika hareket halinde.

Neyse.. Bir de bu CE belgesi zorunluluğu çıkınca babam CE işini direk buna devrediyor. Benim 8 ay sırtımdan 5 sıra ter döke döke oturttuğum formlar, belgeler, yazışmalar bir tutanak tutulmaya layık bile görülmeden iptal durumda. Matbuu evraklarım daha bitemeden çöpü boylamış. Hatunun havaları saymıyorum bile… Müşterilerin yanında beni bozması falan… Geçtim yani onları.

Fakat benim o belgelerimi uygulamaya koymam lazım yeniden çünkü kendi içimde belirlediğim bir planım var. İşte hatunun gelmediği günlerden biri olan bugün ben sessiz sedasız satın alma formlarımla başladım işe. Herkes beni cari hesaplarla boğuşuyorum sanırken hemde. :P Babamın önüne ne koyduysam imzaladı sağolsun. Tabii okuyor da. Serzenişte de bulunmadı. Çünkü o da iSO ya CE den daha fazla önem veriyor. Zaten bu CE mevzusu çok garip bir halde. Ana tedarikçimize direk teslimiyetimizi ilan etmemiz gibi bir durumda. Neyse…

Şimdi bu hatun yarın öğlene kadar yok…

Diyebilirsiniz ki otoriteni koyamıyor musun? Valla koyarsam yarısı boşa gider muhabbetini pas geçiyorum da babam bu veledi çok seviyor. Hatta öyle bir bağ var ki aralarında o babamı benden daha fazla görüyor. Daha makara haldeler. İşte bu sevgi bağı yüzünden ses etmiyorum bende.

Zaten yukarıda da dedim ya bu “sevgi bağı” yüzünden belki ben bu kadar inatlaşıyorum olayla biraz. Ama nasıl bir inatlaşma onu da bilmiyorum. Sessiz sakin kenarda bekliyorum öyle. Hani sanki babamın kızı ben değilmişim de oymuş gibi olan davranışlarına bile ses etmiyorum.

2 sene önce çözemediğim daha da doğrusu algılayamadığım bir olguyu anladığımı fark ediyorum. 2 sene önce işe cidden kendi işim gözüyle bakıp öyle sahipleniyordum. Daha çok yoruluyordum. Şimdi sadece “ben burada çalışıyorum. Ay başında maaşımı alırım. Maaşımın her kuruşunu haketmek için çalışırım.” yolunda bakış açım… Ben ne yaparsam yaparsam “kader” denen olgu aynen yazıldığı şekliyle vuku buluyor çünkü. Öğrendim!

İşte bu yüzden galiba…

Kıskanıyorum?

Sanırım galiba var o da tabi…

Ama olsun benim bir hedefim var o iso alınacak bitti :D Yemişim küçük aptalın kurmaya çalıştığı CE sini :D

-Tüm formlar ya, tüm formlar!!!! Tüm her şey! Tüm emeğim! Evet hala yaşıyor!..-

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , ,
seperator

Yazın yediğin hurmalar :P

Yok yok ben daha iş hayatına alışabilmiş değilim :D Cidden.

Ben en son sabahın altısında kalktığımda liseye gidiyordum.

Son 1 haftadır sabah kalkış saatim 06:10. İş yerinde paydos vakti 18:00. İşçilerin rapor verip yarınki programın ayarlanması, servis falan derken benim eve gelmem 19:30 dan aşağı olmuyor. 20:30 da da gözlerim kapanıyor.

Bu tempoya alışıp üstüne birde evli olup, evi derleyen toparlayan eşiyle ilgilenen tüm hanımlar baş tacımdır bundan böyle yemin ederim. Tabii bende alışmalıyım, alışmak istiyorum.

Geride bıraktığım hafta biraz odamı yerleştirmekle birazda -hatta biraz falan değio- epey excel ile haşır neşirlikle geçtikten sonra pazar gününün gelmesi… Nasıl desem?! Yani ben hiç bir pazar gününü bu kadar özlediğimi hatırlamıyorum.

Böyle sabahtan kuaföre gidip ardından eve gelip giyinip sonra AbeschM ile buluşmak. Tabii bir saniye burada şu da var 4 senelik ilişkide AbEschM İLK DEFA plan yapmıştı bugün ile ilgili. Normalde gayet doğaçlama yaşıyoruz.

Tabii ben planı bir yerden sonra bozmak durumunda kaldım. Önce Akaretlerdeki Pastarito ya gittik. Makarna delisi olan ben makarnasına bayıldım. Ortama da bayıldım. Gel gelelim kapı girişindeki kedi yüzünden içeri giremeyişim biricik sevgiliye makara konusu oldu ama neyse.

Hadi dedik makarna yiyoruz birer kadeh şarap da içelim. Ben şarabı gayet sona bıraktım :D Yarısını içtiğimde böyle midemde garip bir tuhaflık başladı. En son içtiğim içki sittin sene önce olunca belki ondandır dedim. Sonrasında daha önce yazdığım şu limon sosu muhabbeti gerçekleşti. :D Ondan sonraki 1-2 saat gayet iğrençti ki hiç anlatmaya niyetim yok.

Sonra Taksim e geçip AbEschM ile pek bir bayılıp pek bir sevdiğimiz GJC nin Tünelin oradaki şubesinde kahvelerimizi içtik. Eylem vardı bu arada bugün Taksimde. Darbeci yönetime karşı. “Darbeci Baykal.” nidaları eşliğinde.

Dönüşte tam AbEschMe “hayatım benim bak şu tarzlarda 2 çantaya ihtiyacım var. Nolur aklında bulunsun.” deyip MAngoya attım kendimi. Ben Mango, Zara, Bershka vb. gibi yerlerden kıyafet alışverişi yapmış biri değilim. Ömrü hayatımda 1 kere Mangodan alışveriş yaptım. Beden bulamamayı geçtim -ki çok kurcalasam bulabiliyorum- ben bu tarz markalara gıcık oluyorum. Giyene saygım sonsuzdur ama ne bileyim yani hani oralardan giyinip de kendini tikky sanan insanlara çok gülüyorum :D Neyse beni aşan bir konu bu geçtim gitti.

Clutch aldım ben Mangodan bir tane. Şimdi fotolayamayacağım çok yorgunum çünkü. İş yerinde kullanmak için içime sinen bir küllük bulamadık koskoca Taksim de. Belki Karıncaya bakmak lazım bir ihtimal.

6-7 ay sonra Taksime gidildiğinde ne kadar değiştiği görüldüğünde insan yenilikler içinde kendini eski hissediyor.

6 gün yoğun tempo -cidden bana göre çok yoğundu unutmuşum yahu çalışmayı :D – üstüne sevgiliyle süper ötesi bir gün sonunda utanmasam görseldeki kadın gibi sarılıp ağlayacaktım “başa saralım günü nooolur noooolur” diye :D

Bu hafta sanırım biraz daha alışmış olacağım. Eh bakalım bakalım :D

3 yorum mevcut |Etiketler: , , , , , ,
seperator

Yok Ki :D

AbEschM soruyor:

“Neden yazmıyorsun Polseraya. Sıkıldın mı?”

Cevap:

“Hayır. Yazacak bir şey bulamıyorum.”

Cidden yazacak bir şey bulamıyorum :D Neyi yazayım mesela??? Evin dışında mantoloma çalışması adı altında gün aşırı matkapla beynimi deldiklerini mi? :D

Aslında illaki vardır yazazak bir şeyler ama tüm her şey beynimden akıp gidiyor. Beynimin gizli odasında “tamam şu olsun, ondan sonra şöyle olacak zaten.” diye biriktirdiğim planlar var mesela. İşte benim sanırım Polsera ya yada Makyajcantam daki yazılarıma geri dönüşümde öyle olacak. Çünkü şu an yada uzun bir zamandır oturup yazacak halet-i ruhiyem yok ne yazık ki.

Mesela neler yazabilirdim ama yazmadım?

1-) Pazar günü hem aile dostumuz hemde birlikte iş yaptığımız bir abinin 24 fotograflık sergisine gittim. Babamın bana mevzu bahis abinin tavsiye ettiği şekilde bir foto. mak. alacağının sinyallerini aldım. Ardından eylül gibi yada ne zaman başlıyorsa işte ve KISMETSE yine kendisinin vereceği foto. derslerine katılacağım konusunda sözleştik.

2-) Ben -bakın bunu aklınızda güzelce tutun- ömrü hayatında 3 kere topuklu ayakkabı giymiş olan ben -bunu da mümkünse- superstarlarımı ayağımdan çıkartıp topuklu ayakkabı giydim. Aldım. Tabii öyle pek topuklu denir mi bilmiyorum. Platform topuklu, ortopedik ve diyabetlilerin ayak sağlığına göre üretilmiş bir ayakkabı. En azından bir süre onunla yürümeyi öğrenip minik topuklarla falan olaya adım atma kararı aldım.

3-) Sadece lisede kumaş pantolon giymiş biri olarak 2 de kumaş pantolon aldım. Alalı 15 gün olmuştur ama ben hala paçalarını yaptırmadım.

4-) 13 Şubat günü spor kıyafet çizgimden sıyrılıp klasik giyindim. Taktığım tokayı annem çok “çocuksu” bulunca dün gittim “çocuksu” olmayan tokalar almaya çalıştım elimden geldiğince. Son 3 maddeye bakılınca görünüşüm konusundaki sonumu cidden merak ediyorum :D

5-) Müge Anlı izliyorum. Yemin ederim. Evde geçirdiğim bu ara dönem boyunca hiç bir kuvvet beni sabahın 7sinde kaldıramayacakken ben sabah 9 da üstümde battaniyeyle saat 13:00 a kadar o hatunu izliyorum. Ankara cinayeti var şimdi. Kadını bıçaklamışlar 16 yerinden. Komşusu da hiç ses duymamış. Duyduğu tek ses “ay oh” gibi bir şeymiş onuda kocasıyla cilveşiyorlar sanmış…

6-) 26 Martta Toefla giricem tekrar. Neden giricem onu da bilmiyorum. Bazen ders çalışırken kendimi gaza getirip “olsun bak bu kadar ilerledim nolursa olsun elimde bir belgem olsun.” desem de çoğu zaman “okuluma dönemeyeceğim, okuluma dönemeyeceksem neden ki?.” diyorum. Zaten tüm bu saçma sapanlık arasında dengem bazen öylesine bozuluyor ki Toeflı alamamış olmama hiç denecek kadar az üzülmeme şaşırıyorum ve bazen utanmadan kader denilen şeyin ne olduğunu düşünüyorum. Bu konuda uzun uzun yazarım ama geçen gün şöyle bir şeyle karşılaştım: Bir hanımefendi konuşuyor. Bir işi hallolmuş. İş kurmuş ev satın almış gibi düşünün. “Ben” diyor “kimseye kötülük yapmadım, kimsenin hakkında kötü düşünmedim. Daima evrene pozitif mesajlar yolladım. İStediğim şey oldu. Gönlüme göre oldu hemde…” Sonra düşündüm kendi kendime “ben” dedim “herhalde cidden çok kötü bir insanım. Evrene hiç pozitif mesaj veremedim. Çok kalp kırdım. Herkesin hakkında kötülük, fitne, fesat düşünüyorum. Kötü kalpliyim. Herhalde tüm bunlar yüzünden istediğim hiç bir şey olmuyor. Okulum bile…” dedim.

7-) Pek popüler bir cemaatten olan bir arkadaşım bir keresinde “hastalıklar günahlarımızın kefaretidir.” demişti. Ben cidden çok günahkarım ve bkz. 6. maddenin son satırları… Bunu da düşünüyorum sık sık. Hala böbreğimdeki kumları döküyorum. Benim döktüğüm kumdan gökdelen yaparlardı be.

8-) Bakırköy Capacityde çorapçı gibi bişi var. Hangi katta hatırlamıyorum. Pentinin nostalji çoraplarının siyahı ama dikişleri kırmızıydı. Öyle bir afişi vardı. Pentinin sitesine bakıyorum bulamıyorum. Hiç giymeyecek olsam bile alıcam. Taktım kafama.

9-) Makyaj alışverişi yapmıyorum. Tamam bir dönem ona ayıracak param cidden yoktu. Neyim var neyim yok toefl kitaplarına yatırdım. Şimdi bir miktar param var ne alsam diye düşünüyorum. http://allcosmeticswholesale.com/ a giriyorum bakıyorum bakıyorum çıkıyorum… Zaten adam gibi bir orayı biliyorum alışveriş yapacak.

10-) Bugün işe başlamam lazımdı. Check up sonuçları için hastaneye gittik. “Yarın giderim.” diye düşünüyordum yarın da gidicekmişiz hastaneye. Pazartesiye kaldı artık. Püfff!

11-) Check up sonuçları sonucu 1 -yazıyla bir- yeni diyabet ilacım daha oldu. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

12-) Ben bu satırları yazarken babam aradı. Kardeşimi sordu. Doktora gitti dedim salak gibi. Çünkü benim babam kardeşimin psikologa gitmesine karşı. Benim gitmeme de karşıydı. Hemde gayet manic depresifken. Kardeşimde öyle bir şey yok ama annem benden dolayı olan tecrübeleriyle ergelik dönemine önlem olarak götürüyor. Ben babama bunu söyledim mi? Söyledim. Babam kızdı mı? Kızdı. Söyleyecek çok şeyim var mı? Var… Susuyor muyum? Evet. Neden? Zorundalık…

Allahtan yazacak pek bir şeyim yokmuş he… :D

1 yorum mevcut
seperator

By H-E-H Give Awaay Yapmış :)

ByHEH i give away yapıyor. Ne güzel bir giriş cümlesi değil mi:D

İşin açıkçası ben twitterda Hande’yi takip ediyorum. Hangi Hande? Amerikadaki Hande :D :D:D:D

Blogları follow yapmak konusunda özürlüyüm ben. Dün geceydi sanırım follow işini çözebilince ByHEH i followladım.

Ya şimdi aslında başka önemli bir şey daha yazmam lazım da şunu yazmazsam olmaz:

Benim Amerika sevdamı -sevdamı da demeyeyim aslında neyse öyle bir şey işte- yedi sülalem bilir. Gitmedim görmedim nasıl bir yer olduğunu. Fakat ben Amerika da yaşayan Türklerin bloglarını okumaya ba yı lı yo rum. Ne yazarlarsa yazsınlar sorun değil benim için. Onları okurken kendimi bir anlığına Amerika da hisseder, böyle etrafımdaki pembe bulutlara bakar sonra o bulutların tepesinden gerçek hayata düşerim.

Twitter bloglara göre bu anlamda daha iyi. Mesela Handenin twitlerini okumak gün içinde yaşadığı pek çok şeye çok kısa bir zamanda okuyarak şahit olabildiğim için özetle o ne kadar çok twitlerse ben de o kadar çok çıkıyorum o pembe bulutların tepesine.

ByHEH ise makyajı yeni öğrenen biri olarak okuduğum bir blog.

İşte şimdi ByHEH in Handesi bir giveaway düzenliyor.

İçinde de yok yok hani.Kolyeler, küpeler, taçlar, makyaj malzemeleri…

Giveaway videosunu ve kuralları buradan okuyabiliyorsunuz.

Katılmayı düşünmeseniz bile bence videoyu izleyin :) Çok eğlenceli :) )

Henüz fikir yok |Etiketler: ,
seperator

Boş İşler Müdürü

nailartDikkat dağınıklığı mı yoksa konsantrasyon bozukluğu mu?

Bilmiyorum…

Ben ne zaman derse otursam belli bir süre sonra ders dışında başka bir şeye ilgim kayıyor. O ilgimin kaydığı şeyde gayet boş bir şey oluyor zaten. Bakınız görsel, bakınız görseldeki tırnaklar. Son iki haftadır aksilikler yüzünden dış dünyayla verimli bir bağlantım yok, pencereden bakarsam ne ala :D Manikür de neymiş? Peh…

Geçen sene ÖSS ye hazırlanmaya başladığımda dersaneden danışman hocam geldi odamı ziyaret etmeye. Ben bu ziyaretten oldukça da korkuyordum hani çünkü benim odam benim içinde günler boyunca hiç canım sıkılmadan kalabileceğim bir mekan. Neyse hanımefendi geldi. “Polseracım bu masada napıyorsun?”

“El işi hocam.”

“Olmaz, kalkacak bu.”

“Kalkmaz hocam o.”

Böyle böyle giderken en son sıra çalışma masama geldi.

“Canım sen bu masada ders çalışamazsın bunu boşlatman lazım. Dikkatin dağılır hemen.”

“Peki hocam.” dedim.

Gereksiz bütün her şeyi kaldırdım. Hatta gayet gerekli olan AbEschM in resmini bile. Ders çalışıyorum ama benim yine zihnim uçup gidiyor. Masada gereksiz kalem bile yok. Bu defa müsvedde kağıtlarından origamiler yapıyordum. Çözüp bitirdiğim yaprak testler ya Çin vazosu, ya turna kuşu oldular :D

Bugünde kalemlikteki metalik kalemlerim oje(?)(?)(?) görevi gördüler.

Nasıl olsa yarın maniküre gideceğim. -Çok şükür!!!!!!!!-

*

Benim maniküre gitmeme benden fazla annem sevinir. Hatta şöyle bir örnek vereyim daha iyi anlaşılır belki: 17 yaşımdayken “anne ben artık kaşlarımı aldırıcam zaten bir halta benzemiyorlar.” diye isyan çıkardığımda annemin cevabı kesin ve netti: Hayır! Fakat ben 14 yaşımdayken maniküre gidiyordum. Hadi ortaokulda tırnak uzatmamız zaten yasaktı amma velakin lisede böyle bir yasağımız yoktu ve ben dilediğim kadar uzattım tırnaklarımı.

Tabii annemle çatışarak :D Ne kadar temiz tutarsam tutayım annemin tepkisi asla değişmezdi: Kes şunları!

1 milimetre uzamasına dahi tahammülü yoktur…

Lisede düzenli maniküre giden, tırnaklarını uzatan, oje süren ben gayet mutluydum hayatımdan. Sonra AbEschM ile çıkmaya başladığımızda anneminki kadar dirençli olmasa da o da uzatmamamı rica ettiğinde “peki” dedim. Uzatmadım da daha sonra. Bir süre sonra resimde gördüğünüz kadar uzunluktaki tırnakla bile kalem tutamaz hale de geldim hani :D

Bazen düşünüyorum da 15 yaşımdan bu yana saçımı boyamadığım renk kalmadı, lisede makyaja da belli bir tolerans gösterildiği için iyi kötü makyaj yapar giderdim, manikür hadisesini anlattım zaten. Yani lisede sanırım yapabileceğim her şeyi yaptım. Dövme yaptırdım, burnumu deldirdim… Bunlar evet olağan şeyler ama hani biraz benim aile yapıma uymayan şeylerdi.

Tüm bunlara rağmen ne annem ne babam hatta ananem ve büyükbabam da dahil tek laf etmediler yaptıklarıma. Babamın lafı hep sabitti: Aynaya baktığında kendini beğeniyorsan yapabilirsin kızım.

Tüm ailenin ise genel düşüncesi “hevesini alsın…” oldu her zaman.

Ha tabii şu da var o “hevesini alsın.” daki şansı da zorlamadım ben hiç bir zaman, duracağım yeri bildim.

İşte şimdi diyorum ki iyi ki hevesimi almışım…

İyi ki o anlar dikkatim dağıldığında çin vazoları yapmışım. İyi ki annem sabahları o kağıtları toplarken gülüp geçmiş :D

Çünkü şimdi bakıyorum da saçımı bakır renginden kahverengiye çevirmek yada kahverengide bakıra dönmek büyüyor gözümde, makyaj deseniz çoook canımın istemesi lazım ama öğreniyorum yeniden yavaş yavaş, burnumu tekrar deldirmek oldukça saçma geliyor hatta korkutuyor…

Hani derler ya “bir dönem olur öyle.” diye. İşte benimkiler de bir dönemdi ve kaşıma piercing yaptırmak dışında hiç bir uhde kalmadı içimde. Kaş piercingini ise sağlık korkusuyla reddediyor beynim.

Ne kadar daldan dala bir yazı oldu bu yahu :D

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , , , , ,
seperator

7 İlginç Şey {Mim}

elephant

Irazcım beni mimlemiş :) Cevaplamam lazııım :)

Kendimizle ilgili 7 ilginç şeyi paylaşıyormuşuz :)

1) Sayma takıntım var. Yolda giderken biriyle muhabbet etmiyorsam arabaları sayarım. Ritmik sesleri ve hareketleri sayarım bu sebepten karşımda birinin ayaklarını sallamasına gıcık olurum, çünkü sayarım. Aldığım her defterin eve gelir gelmez yaprak sayısını sayarım. Tek başına bir yere yürürken adımlarımı sayarım. Tabelalardaki harfleri sayarım. Bunların hiç biri “hadi sayayım.” diyerek olmuyor. Saydığımı fark edildiğinde kaçtasın? diye sorsanız cevabı veremem. Fakat mesela evdeki tüm kalebodurların, parkelerin sayısını bilirim.

2) Birileri çalar eder diye hiç bir şeyimi saklamam. Çantamın ağzı genelde açık dolanırım. Cüzdanım telefonum çalınmaya en müsait yerlerde durur. Şifrelerim hiç bir zaman alengirli değildir. Bilgisayarda rutin virüs taramamı yapmam. Allaha emanettir her şeyim fazlasıyla ve güvenlikle ilgili paranoyalarım yoktur.

3) Annem yada kendim çorap aldığımda inanılmaz mutlu olurum. Sanırım bana alınabilecek en ideal hediye bir çift soket çoraptır. Kalitesi şusu busu hiç önemli değildir, çorap olsun çamurdan olsundur. Bir çift çorap beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yeter çoğu zaman. Annem pazardan geldiğinde poşetlerde bana çorap almış mı diye ararım. Almadıysa böyle çocuksu bir hüzün basar bana. Şalterlerim atmadıkça çoraplarımı atmam, atamam. Harry Potter daki ev cinleri gibiyim :P

4) Evde yada herhangi bir yerde “Polsera anlar bu işten” deyip de yardım istenilen hiç bir şeyin cevabını bilinçli bir şekilde vermem. İç güdüseldir tüm cevaplarım ve yanıldığımı, hatalı olduğumu hiç bir zaman görmedim.

5) Suyun tadını alırım, her suyu çok zorda kalmadıkça içemem. Eve alınan damaca suyunun tadını beğenmezsem, tadını beğendiğim yeni bir tane bulunana kadar evdekiler fenalık geçirir.

6) Restaurant gibi yerlerde masaya önce ben otururum çünkü yer seçerim. Kapıyı yada insanların daha fazla bulunduğu yere yüzüm dönük oturmaya çalışırım. Sırtım ya duvara yada boş kısımlara dönük olur. Öteki türlü rahat oturamam sürekli tetikte olurum. Sırtıma dokunulmasından nefret ederim ve dokunulduğunda çok fazla tepki veririm.

7) Yolda biriyle yürürken o kişi daima sağımda olmak zorundadır. Solumda yürüdüğünde kendimi boşlukta hissederim. Sağ elimi kullanmama rağmen cüzdanım, telefonum, çantam, param artık her neyse hepsi sol ceplerimde durur. Sol tarafım güvenliği sağlamak açısından sağımdan daha ağır basar.

Ben kimleri mimleyeyim?

Gülen Ablam

Hesi

Laçin

Nalan Ablam

Sesi Ablam

Edacım

Kondor Ablam

1 yorum mevcut |Etiketler: ,
seperator

Evdeyim :P

Uh!

Evdeyim!

Eve gelir gelmez pc başındayım ama evdeyim yani sonuçta :D

Bir iki gün daha kalabilirdik babamda hatta haftasonunu da orada geçirebilirdik fakat akıllı ben sadece 5 günlük ilaç alınca yanıma olmadı. Sabahın köründe babacım eve getirdi sağolsun.

Dün gece hayatımın en en en enteresan olaylarından birini yaşadım. Sağlıkla ilgili yine. Aramızda kalsın ben bu “hastayım, şuyum buyum” olaylarımı yazmaktan nefret ediyorum :D

Neyse neyse :D Şimdi ben dün sabah kalktım :D Tipik diyabetli huyu olarak sabah kahvaltısını şiddetle reddetti bünyem. Uzun süre yemek yemedikten sonra günlerce yemeğe hasret biri gibi -daha amiyane tabiriyle öküz gibi!- kahvaltımı ettim. Şekerim çıktı yine öküz gibi su içmeye başladım.

Artık su içmekten fenalık geldi ve şeker konusunda biricik kurtarıcım olan limonlu su/soda kokteyline(?)(!) sığındım. Limon sıkmaya üşenip hazır limon suyunu boca ettim bardağa. İçtim afiyetle, su içmem de normale döndü.

Sonra ben uyudum :) Uyurken üstümü açmışım. Kalktım, tuvalete gittim babamla kardeşim içerde film seyrediyorlar. Odaya geri döndüm. Perdeyi açtım karın yağmasını seyrediyorum. Göğüs kafesimde bir ağrı başladı. Öyle böyle bir ağrı değil sırtıma vuruyor. Kramp gibi. Kramp yani aslında. Başta hafifti geçer dedim.

Sonra daha da arttı! Bir an için kalp krizi geçirdiğimi bile düşündüm. Kendimi dinliyorum. Ağrı kalbimden gelmiyor. Kollarımda uyuşma yok ama kollarımda derman da yok. Kardeşime sesleneyim dedim. Ağzımı açtım, ses yok. O ara Allahtan babam “oğlum ablan kalktı herhalde bir bak bakalım gelmedi daha bir şey mi oldu.” diyor. Velet odanın kapısını açmasıyla çığlığı basması bir oldu. Sonradan itiraf ettiğine göre dışarının ışığından kaynaklı loşlukta dağınık saçlarımdan korkmuş.

Salona geçtim. Yollar o kadar felaket ki ambulans çağırabiliriz ancak o da nasıl gelir ne zaman gelir Allah Kerim bir durum var. Çünkü babam da kalp krizi geçirdiğimden korkuyor. O esnada geçti. Yarım saat kadar daha iyiydim. Babamı “iyiyim ben bir şeyim yok üstümü açmışım soğuk aldım herhalde.” diye ikna edip uyumasını sağladım ama kendim korkudan uyuyamıyorum. Göya kardeşimde yatacaktı ama o da garibim korkudan yatamıyor bir türlü.

2 kere daha kramp girdi. 2.cisi cidden kötüydü. Yarım saat sürdü. Bir kere daha girerse 112 yi arıycam artık diye düşünürken kardeşimin oburluğu tuttu. “Sana da sandviç hazırlıycam ve yiyeceksin.” diye rest çekti. Bende ona krampın zaten nefes almamı, kalp atışımı güçleştirdiğini bir de yemek yersem kalbime daha çok baskı olacağını anlatmaya çalıştım ama nafile.

Sonra bizimki hazırladı o sandviçi. Eliyle besledi yemin ederim ki kardeşimi tanısanız buna cidden inanmazsınız. Bir yandan da dua ediyor “Allahım nolur geçsin ablamın ağrısı.” Bir lokma ekmek bir yudum su vere vere besledi beni.

Bizim onunla anlaşmalarımız vardır. Böyle kötüleştiğim zaman ben ona “Bak bir şey olursa korkma sakin davran. Önce su içirmeye çalış. Annemi/babamı ara haber ver. Ama sakın panik yapma.” diye soğukkanlı olmaya alıştırmış durumdayım kendisini.

Neyse aradan 2 saat geçti. Kramp yok. Gece 03:30 a kadar bekledik kramp yok.

Uyudum,uyandım kramp yok.

Buzdolabını açtım kahvaltılık hazırlamak için limon suyu şisesi de yok. Velet atmış çöpe direk.

Hayat kurtarmak mı denir bilmiyorum ama 15 yaşındaki velet beni bir şekilde dün akşam ki o eziyetimden kurtardı.

Komik bulduğum taraf ise alt tarafı 2 yemek kaşığı hazır limon suyunun o kadar beter bir acı vermesiydi.

Olabildiğince uzak durduğum hazır limon sularına ufak bir üşengeçlik anıyla dönüş yaptığım için çok çok çok iyi bir ders aldım.

Hani derler ya ummadık taş baş yarar diye…

Hah işte aynen öyle oldu.

Daha önce de kesin yazmışımdır bir kere daha yazmalıyım:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , ,
seperator

Karlar Düşer…

Malum 15 tatilin başlamasıyla babama gelelim dedik bizde.Gelip gelmemek konusunda ben biraz nazlıydım çünkü hastayken pek fazla mekan değiştirmeyi sevmiyorum. Sonra küçük kardeş “sensiz olmaz hem babamda seni çok özledi  haftadır gitmiyoruz bak.” deyince tamam dedim. İyiki de demişim.

Babamın evi İstanbul sınırları içinde görünmesine rağmen pek de öyle değil. Daha bir yakınız Trakya’ya ve doğal olarak biz hava muhalefetini direk Trakyadaki gibi yaşıyoruz. Yüksek bir yerde de olunca, varın siz düşünün gerisini.

Geldiğimiz gece -cuma gecesi- kar yağışı doruk noktasındaydı. Dışarıyı göremiyorduk. Üstüne bir de gece 12:00 civarında elektriklerimiz ve dolayısıyla sularımız kesildi. Jenaratörün bozulması apayrı bir süpriz oldu. Sitede çok fazla oturan olmadığı için, zaten oturanlarda dünyadan kendilerini olabildiğince soyutladığı için gayet bir başımızaydık. Güvenlik görevlilerine zar zor ulaşabildikten sonra -site içi santral de gitti çünkü- 2 demlik çay, sigara, battaniye içerikli kumanya yolladık kendilerine.

Elektrikler 18 saat sonra geldiğinde kombimiz çalışmıyordu. Haberlerde trakya da 1-2 saat elektrik kesildi diyo ya. Hah işe o koca bir yalan. Ben sürekli 186 yı aradım. Aradığınız gibi zaten hag bölgelerde elektriklerin kesildiğini ve enerjinin ne zaman verileceği söyleniyor. O haberlerde söylenen süreler kadar az olmadı o kesintiler. Buna emin olabilirsiniz.

Neyse kombimizin çalışmama sebebi bacanın donmasıymıy. Kombinin üstünde baca çıkışının yanında iki metal kapakan herhangi birini kaldırınca çalışır dediler Ferroli servisindeki görevliler. Yaptık, çalıştı.

Ben burada karın hiç öyle yavaş yavaş keyifle yağdığını görmedim.Sürekli tipi halinde. Sürekli toz bulutu ardından dünyaya bakmaya çalışmak gibi.

İşin en ilginç yanlarından biri başımızda bir çatı var çok şükür bir apartmandayız ama bizim apartmanın içi de kar doldu. Giriş kat merdivenlerinde dize kadar kar var yemin ederim. Kat sayısı arttıkça, kar yüksekliği de azalıyor. Fakat merdivenlerden çıkmak ölüm. Cumartesi günü hem jenaratörü tamir etmek hemde erzak bir şeyler almak için babamın dışarı çıkışıyla yüzleştik biz o manzarayla. Geri döndüğünde poşetleri yukarı çıkartmaya çalışmak tehlikeli olacağı için jenaratörü, 1 kiloluk benzini, suyu poşetleri çamaşır ipiyle merdiven boşluğundan 2 kat yukarı çektik kardeşimle.

3 bloğun çatısı uçtu. Komple çatısız kalmadılar tabi. Şıngıl -orjinal yazılışını bilmiyorum- denilen çatı malzemesi altındaki tahtayla beraber uçtu. Çift kişilik yatağın 2 katı kadar boyutlarda bu uçan parçalar. Biri bir arabanın üzerine düştü. Arabanın durumu içler acısı. Ayrıca söylentiye göre bir dairenin penceresi de uçmuş. Kör kasası çürüdü sanırım. Fakat söylenti sadece, çünkü gidip görmedim.

Elektrikler kesilince sular da kesiliyor burada. Dolayısıyla kombi çalışamıyor. Jenaratörle bilgisayarı modemi, televizyonu ve kombiyi çalıştırıyoruz. Tabi jenaratör çalışırsa :D

Bilgisayar ve internet bağlantısı olmasına rağmen ben bu teknolojik nimetlerden pek faydalanamıyorum zira ya babam yada kardeşim film indiriyor oluyor. Bağlantıyı bağlıyorlar :D Free download managerı çıkartanın kulaklarını baya baya çınlatıyorum.

Dün gece pilav yaptım :D Kendim bir başıma hem de :) Azıcık tuzsuz olmuştu ama güzeldi.

Bu yazıyı bitirdikten sonra AbEschM e ulaşmayı deneyeceğim ulaşamazsam zaten buradan bunları okuyup durumum hakkında bilgi sahibi olacaktır.

Çarşambaya kadar bir terslik olmazsa buradayım.

Yorumları bir dahaki fırsatta onaylayacağım.

Sevgiler

Henüz fikir yok |Etiketler: , , , , ,
seperator

Rüya?!

zuzu Ben yaklaşık 2 hafta öncesine kadar çook uzun bir süredir rüya görmüyordum. Görüyorsam da hatırlamıyordum. Son iki haftadır artık hafızam mı kuvvetlendi bilemiyorum gördüğüm rüyaları hatırlıyorum :D

Sabaha karşı gördüğüm hala aklımda ve hala gülüyorum. Doktora gitmeden önce yazayım dedim. Yayım değeri yok ama olsun baktıkça gülerim :D

Şimdi ben TOEFL sınavına girecekmişim.

Gel gelelim aynı gün ÖSS de varmış.

Ben ve bir kaç arkadaşım ÖSS ye gireceğimiz okula gidiyoruz. Babam götürüyor bizi. Ben de sınava girmeye karar veriyorum. Sonra “Yok babacım girmiycem sınava 1 saat sonra TOEFLım var ona gireyim daha iyi.” diyorum. Tamam diyor o da.

PBT ye girecekmişim oturduğum semtte hemde.

Ve sınav merkezi bir lokantaymış.

Arabayı park edip sınav merkezine doğru yürüyoruz, babam hocamı arıyor o da geliyor falan.

Bildiğin bir lokantaya gidiyoruz böyle masa örtüleri mavili beyazlı muşambadan. Etrafımızda insanlar yemek yiyor hava günlük güneşlik. Sınav kağıdımı getiriyorlar. Hocam “tamam tamam ben çözerim nasıl olsa kimse fark etmez burada.” diyor.

Ben ne yapıyorum?

İçimde kocaman bir şüphe:

Ya soruları yapamazsa? Ya yanlış biliyorsa? Neden güveneyim ki?

*

Allahım akıl ve fikir lütfen. Birazcık sadece :)

*

Doktora ışınlanıyorummmmmm…

Kuzunun yazıyla bir alakası yok görsel şey edemedim hemen :D

Related Posts with Thumbnails
Henüz fikir yok |Etiketler: , , , ,
seperator