Mahvetti hayatımın bir kısmını!..
Bu yazımdan önceki yazımda malum cadının varlığından bahsetmiştim ya hani.
Dün öyle incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey oldu ki!.. Fakat sonuçları öylesine cinsti ki!.. Oturup yemin ederim “baba”, “kader” ıvır zıvır kavramlarını kontrol ediyorum şimdi kafamda. Hepsi hala yerli yerinde mi diye?!
…
Şimdi dün paydosa yakın bir saatte bu cadı ben ve çalışanlardan başka biri benim odamda bir şey hakkında konuşuyoruz. Sonra laf döndü dolaştı başka bir konuya geldi. O esnada cadı konuyla alakalı olarak babamın ona bir anı anlattığını söyledi. Ha anlat bakalım neymiş dedim bende. Yok dedi anlatmam. Şimdi o arada anlatmam demesi çok cins durdu. Çünkü konu cidden çok cins bir yerdeydi ve diğer elemanın hakkımda zilyon tane yalan yanlış teori üretmesine sebebiyet verebilirdi. Anlat dedim bende.
Anlattı… Babam vakti zamanında benimle ilgili bir olay anlatmış. Fakat bu olay babamın klasik huyu olan “abartma sanatı”na takılmadan edememiş. Hani her aklı başında insan o olayı duyduğunda bir abartma olduğunu kesin anlar. Şöyle diyim size: Hangi insan evladı yarım tencere -allahım tabire bak!- sigara içebilir bir günde?! Bu tencere de eski tip bir obje, bakır tencereler olur ya hani. Hah işte ben içmişMİŞim. Hayır ben bu odada hayatımın son 15 senesini geçirmiş biriyim ve hiç öyle bir tencerem olmadı. Bu yazıyı yazdığıma göre de bir günde hiç o kadar sigara içmemişim değil mi?
Ben cadıya durumu izah ettim. Bu kalktı “tamam babana sorarım” dedi. Bende sormasına gerek olmadığını varsın babamın doğru söylediğini söyledim. Hani gerek yok teyit etmeye.
Bu gerizekalı zaten sürekli bana yalan söylüyormuşum muamelesi yapıyor. Mesela şöyle minik bir olayı anlatacağım. Bizim camlarımızda demir var. Ferforje. Eski çalıştığım dönemde o ferforje demirleri sonbahar ve kış sebebiyle boyaları yıpranmıştı. Bende nalburdan siyah ve altın sarı boya alıp boş vakitlerimde tüm demirleri boyamıştım. Fakat bunun üzerinde 2 sene geçti ve o demirler benden sonra en az 1 kere daha boyandı. Gelgelelim benim şimdiki odamda boyacı bir demir parçasının iç kısmını boyamayı unutmuş yada boyamamış hani yıpranmış olsa da öncesinde altın rengi soba boyasıyla boyandığı belli. Camın önünde dururken bunu anlattım ben. Hatta o boyanmamış yeri de gösterdim. “Ben hiç görmedim altın rengi olduğunu” dedi. Ben işten ayrıldıktan 6-7 ay sonra girdi ya hani e o 6-7 ayda da boya yapılmadı biliyorum bunu. Bende salak bir şekilde neden ona ispat etme ihtiyacı duyuyorsam o boyanmadan geçilen yeri gösterdim. Hooop hatun bu defa simetrisine baktı. Hala şüphe içinde. Bu en ufak olay daha bunun çok beden büyükleri de var ya neyse.
Konuya dönelim. Ben bu cadıya doğrulatmasına gerek olmadığını söyledim. O gün zaten şekerim çok sabit durmuyordu ve zaten uykusuzdum “eve gider gitmez uyuyacağım” planları içindeyken paydostan 1,5 saat sonra iş yerinden ayrılabildim. Eve geldim daha montumu çıkarttım babamdan telefon. Babam içmiş zaten belli. Hani dünyanın en saf salak insanı bile bunu anlar. Kaldırdı benim odamda böyle bir tencere yok muydu diye sordu. Şimdi o an o cadınıbunu neden yapma ihtiyacı hissettiğine mi köpüreyim, odamda olmayan bir eşyanın bana “yok muydu?” diye ısrarla diretilmesine mi kızayım?! Karman çorman yani. Zaten yorgunum. Hayır yoktu dedim bende ve babama o küçük cadı neden doğrulatma ihtiyacı duyuyor ki dedim. Sonradan öğrendiğime göre o gerizekalı birde bu soruyu öyle bir şekilde sormuş ki hani direk babama sen yalancısın dese daha hafif kalıyor. Hemde sarhoş bir adamdan bahsediyorum burada!
Sonra her şey alt üst oldu zaten. Cadıyla falan da konuştum telefonda. O göya babamın sarhoş olduğunu anlamamış. Hani hiç bir şey ağırıma gitmedi de;
1- Babam dedi ki 2 haftadır geliyorsun hiç bir işe yaramadın
2- Ben bu şirketi yönetirken kimse yoktu yanımda benim en yakınım cadıdır -yine babamdan-
3- Cadı “1 hafta kimse yoktu büroda baban yalnızdı sen neredeydin?” diye hesap sorması. Ulan o 1 haftanın varlığını babam bana söylemedi bile. Söylese AbEschM bilir iki elim kanda olsa giderim. İş yerim orası benim yahu. Ailemin rızkının geldiği yer yani..
Cadı kendince bir senaryo kurdu anlattı tabii. Gel gelelim bu senoryada eksik, oturtamadığı öyle çok parça var ki. İnandım göründüm. Salağım ya hani ben!
Hayır babam birde o cadıyı nasıl savunuyor nasıl koruyor görsen aklın hayalin durur. Sanki ben cadıyım, cadı onun öz kızı!!!!
Kısaca hani ben çok yorgundum ve şekerim gayet yüksekti ve hani eve gider gitmez uyuyacaktım ya! Saat 2 de ben uyumak için yatağa yattığımda yüzüm gözüm ağlamaktan şişmişti!
Sabah 6 da yine kalktım, giyindim, hazırlandım işime gittim.
Babam yok… Hadi ayılamadı daha diyelim…
Cadı yok… Rahatsızlanmış da hastalanmış vs vs…
Saat 14:30 a kadar çalıştım o halde. Sonra kızdım ciddi ciddi. Yahu dedim çok afedersin iki elleriyle bir b.k yiyen onlar, zararı gören ben, işe gelip çalışan yine ben. Eve gidiyorum ben! Babamı aradım sonra… Eve gidiyorum diye haber vermek için. Açmadı. Yine aradım. Açmadı. Sanırım 3-4 kere aradım haber vermek için açmadı…
Eve geldim. Kendi telefonumun şarjı bitti kapandı şirket hattım açık. 23:30 da uyandım. Babam geri aramamış. Telefonumu şarja takıp açtığımda saat 23:00 civarı gizli numaradan 2 kere arandığımın mesajı geldi. Cadı aramış.
Şimdi şunun cevabını arıyorum kendimde:
* Ben 8 ay emek verdiğim, gecemi gündüzüme kattığım, tüm hayallerimin mihenk taşı olan TOEFL ı 8 puanla kaçırdığımda tek damla göz yaşı dökmedim. Kan bağımın olmadığı, hiç bir alakamın olmadığı bir cadı beni nasıl, ne sebeple hangi hakla 6 saat ağlatabiliyor? Babamla aramı bozabiliyor? Babam buna nasıl bir imkan sağlamış?
* Hani her şeyde bir hayır vardı ya?! Hani ben TOEFL ı kazanamadığımda da vardı bir hayır. Şimdi hayır bunun neresinde? Yoksa bu insanların kendilerini kandırmaları için uydurulmuş koca bir yalan mı? Hani beynin tam sorgulamaya başladığında, akla mantığa uygun cevaplar bulduğunda “şeytan çeler” ya aklımızı… Nedense tüm bunlar şeytanın işidir ya… İşte bu “her olayda vardır bir hayır” meselesi de böyle bir şey mi?
Bilmiyorum blog. Oturup “baba” kavramını irdeleyip, sorgulamak zaten yeterince ağır… Ben sadece düzelsin istiyorum her şey. Dizi izler gibi izliyorum olanları. Sanki konuşan, ağlayan, acı çeken ben değilmişim gibi geliyor. Kendimi içinde göremiyorum bu olayların. Ne bileyim eski halim ve pek çok insan cadının da dediği gibi gidip o cadıyı bulup yolardı. Ben yapardım bunu. Fakat ben öyle sakin davrandım ki… Cadıya karşı en azından. Hani kendi bile şaşırdı…
Dizinin devam bölümlerini çok merak ediyorum ve düzelsin istiyorum her şey. Ben gideyim yine oturayım masama, açayım bilgisayarımı cari hesaplarla uğraşayım, evrakları doldurayım, dinlenmeye yine vakit bulamayayım istiyorum. Rutin olsun hayatım, gayet sıradan ve monoton… Hatta istiyorum ki bu rutinliğe dönene kadar kafamda sorguladığım kavramları da sorgulamayı bırakıp bir yere oturtayım…
Ne kadar komik, ne kadar ayıp şeyler bunlar yahu… Düşündükçe kendimden utanıyorum. Ki ben şimdi bugün ve dün olan bir kaç kötü detayı da anlatmıyorum, anlatAmıyorum. Fakat şöyle diyeyim o detaylar cidden çok kötü detaylar. Öyle düşün, öyle kabul et…
Öyle bir şeyler işte…







Uh!
