Ben Geldim

back2home

Geldim tabi :) Hey heeey :D

Aslında temelli gelmedim tabii. Polsera’nın sağ üst kenarında -ya da sol üst kenar mı?- gördüğünüz DUYUR-KAÇ yazısı hala geçerli durumuma.

Bayram münasebetiyle ikinci evimdeydim. İletişim zorluğu sebebiyle AbEschM polseraya bakmış bakmış bir yazı görememiş. Eh ben kardeşimin elinden bilgisayarı alamayınca yazı yazamadım doğal olarak.

“Telefon yok mu?” Hah işte o da ayrı bir yazı konusu :D Babamın bürosunda telefonum cebimden düşmüş. Eve geldiğimizde bunu fark eder etmez aramaya başladık. Araya arayazaten az olan telefon şarjını da yedik bitirdik. Telefonun üzerine bir bardak soğuk su içiyordum neredeyse çünkü o gün alışverişe de gitmiştik.

“Oha sonunda bir şeyim çalındı!!!” şokunu atlatamadan işyerine ikinci gidişimizde babam elinde telefonumla karşımda göründüğünde onun kenarına taktığım pembe zımbırtıya sarılıp sarılıp öpesim geldi. Öyle böyle değil sevgili okuyucu ben aslında telefonumu çok seviyorum. Tamam kendisiyle pek ilgilenmem, birinin beni aradığında bulabilme şansı gayet düşüktür, benim için telefon benim birilerine ulaşmamı sağlayan bir araçtan ötesi değildir ama severim kendisini.

Tabii bir şeyimin çalınmadığı gerçeğiyle yüzleşince “hahahaha hala zafer benim!” dedim. Neden? Ben sokakta dolaşırken cidden çok sere serpe dolanan biriyim. Benim mantığım hep şu: Çantasında, cebinde önemli şeyleri olan insanlar daha sıkı sıkıya tutar cebini çantasını ve daha tedirgindir. Bu ise bana göre hırsızlara, kapkaççılara, cepçilere açık davetiyedir.

Ben, çantamın fermuarını AbEschM uyarmadığı sürece kapamayan, cüzdanı telefonu çantasının içinde duran, montunun ceplerini ayrı bir çanta gibi kullanan insanlardanım. Hani benim çantamı gören kapkaççı büyük ihtimalle “ya bu çantayı bu haliyle benden önce birisi yoklamıştır.” der… O yüzden çantama asla sıkı sıkıya yapışmam. Bankaya yatırmam gereken paraları bile taşırken böyleydi tutumum.

Tabii yine de başıma bir şey gelmemesi şans. İnşallah bu hususta şansım devam eder.

*

Çanta geyiğini bir kenara bırakırsam eve geldikten az biraz sonra kaç gündür okuyamadığım blogları okurken hafif çaplı bir blog dünyası atışmasına şahit oldum. Cidden çok güldüm. Neden güldüğüm bende kalsın ama yazmadan edemezdim.

*

Eve dönüş… Bu gerçekten çok güzel bir şey. Mesela evden ayrılalı 3-4-5 gün oldu sanırım. Odamı toplamış mıydım yoksa dağınık mı bırakmıştım hatırlamıyordum cidden.

Eve gelip odamı toplu görmek yada dağınık görmek cidden güzel bir duygu. Sanki bu oda benim değilmiş daha önce bir odam yokmuş ve bana hediye edilmiş hissiyatı yaşıyorum her defasında.

Mesela bu “oda” olayını atlattıktan sonra bilgisayarıma ve klavyeme bir yabancılığım söz konusu oluyor. Bir de gidip kaldığım yerdeki düzenle şimdiki düzenim arasında ilk bir kaç saat bocalıyorum.

Ben inanılmaz derecede ortam değişikliklerine uyum sağlıyorum ve 1 günde yeni girdiğim ortama alışabiliyorum. Hani ülke değiştirseniz bana ilk günün sonunda sanki doğduğumdan beri orada yaşıyormuşum gibi hissederim. Hissettim yani daha önce. Sonra ülkeme geri döndüğümde yine ilk gün turist oluyorum :D Adaptasyondu bunun adı şimdi hatırladım. Heh işte o bende gayet iyi.

*

Zile üzüm pekmezinin tahta kutusuna el koydum. Boyayıp damasklayıp kullanıma açacağım.

*

Herkes bayram öncesi alışveriş yapar ben bayram esnasında yapıyorum :D Elime aldığım kıyafetin bedenime uyması dışında aradığım bir özelliği olmadığı için çuval bile giyerim, öyle bir canlıyım.

Hele sevgili babamın telefon görüşmesinde bir arkadaşına bu durumu bir anlatışı vardı ki neyse onu başka bir yazıya saklayayım yazı haddinden fazla uzun oldu zaten.

*

Son olarak; eve dönmenin en güzel yanı

çalındığı sanılan bir telefon ve

ele geçemeyen bir bilgisayar vesilesiyle

AbEschM‘in telefonda “Seni çok özledim ben.” cümlesi oldu.

Eh…Bu laf bana 10 sene yeter artık :D

Related Posts with Thumbnails
Bir yorum gönderin veya Bir geri izleme ekleyin

seperator

Yorum Gönder

Mail adresiniz asla bir başkası ile paylaşılmayacaktır. Gerekli boşluklar * ile işaretlenmiştir

*
*