Dikkat dağınıklığı mı yoksa konsantrasyon bozukluğu mu?
Bilmiyorum…
Ben ne zaman derse otursam belli bir süre sonra ders dışında başka bir şeye ilgim kayıyor. O ilgimin kaydığı şeyde gayet boş bir şey oluyor zaten. Bakınız görsel, bakınız görseldeki tırnaklar. Son iki haftadır aksilikler yüzünden dış dünyayla verimli bir bağlantım yok, pencereden bakarsam ne ala
Manikür de neymiş? Peh…
Geçen sene ÖSS ye hazırlanmaya başladığımda dersaneden danışman hocam geldi odamı ziyaret etmeye. Ben bu ziyaretten oldukça da korkuyordum hani çünkü benim odam benim içinde günler boyunca hiç canım sıkılmadan kalabileceğim bir mekan. Neyse hanımefendi geldi. “Polseracım bu masada napıyorsun?”
“El işi hocam.”
“Olmaz, kalkacak bu.”
“Kalkmaz hocam o.”
Böyle böyle giderken en son sıra çalışma masama geldi.
“Canım sen bu masada ders çalışamazsın bunu boşlatman lazım. Dikkatin dağılır hemen.”
“Peki hocam.” dedim.
Gereksiz bütün her şeyi kaldırdım. Hatta gayet gerekli olan AbEschM in resmini bile. Ders çalışıyorum ama benim yine zihnim uçup gidiyor. Masada gereksiz kalem bile yok. Bu defa müsvedde kağıtlarından origamiler yapıyordum. Çözüp bitirdiğim yaprak testler ya Çin vazosu, ya turna kuşu oldular
Bugünde kalemlikteki metalik kalemlerim oje(?)(?)(?) görevi gördüler.
Nasıl olsa yarın maniküre gideceğim. -Çok şükür!!!!!!!!-
*
Benim maniküre gitmeme benden fazla annem sevinir. Hatta şöyle bir örnek vereyim daha iyi anlaşılır belki: 17 yaşımdayken “anne ben artık kaşlarımı aldırıcam zaten bir halta benzemiyorlar.” diye isyan çıkardığımda annemin cevabı kesin ve netti: Hayır! Fakat ben 14 yaşımdayken maniküre gidiyordum. Hadi ortaokulda tırnak uzatmamız zaten yasaktı amma velakin lisede böyle bir yasağımız yoktu ve ben dilediğim kadar uzattım tırnaklarımı.
Tabii annemle çatışarak
Ne kadar temiz tutarsam tutayım annemin tepkisi asla değişmezdi: Kes şunları!
1 milimetre uzamasına dahi tahammülü yoktur…
Lisede düzenli maniküre giden, tırnaklarını uzatan, oje süren ben gayet mutluydum hayatımdan. Sonra AbEschM ile çıkmaya başladığımızda anneminki kadar dirençli olmasa da o da uzatmamamı rica ettiğinde “peki” dedim. Uzatmadım da daha sonra. Bir süre sonra resimde gördüğünüz kadar uzunluktaki tırnakla bile kalem tutamaz hale de geldim hani
Bazen düşünüyorum da 15 yaşımdan bu yana saçımı boyamadığım renk kalmadı, lisede makyaja da belli bir tolerans gösterildiği için iyi kötü makyaj yapar giderdim, manikür hadisesini anlattım zaten. Yani lisede sanırım yapabileceğim her şeyi yaptım. Dövme yaptırdım, burnumu deldirdim… Bunlar evet olağan şeyler ama hani biraz benim aile yapıma uymayan şeylerdi.
Tüm bunlara rağmen ne annem ne babam hatta ananem ve büyükbabam da dahil tek laf etmediler yaptıklarıma. Babamın lafı hep sabitti: Aynaya baktığında kendini beğeniyorsan yapabilirsin kızım.
Tüm ailenin ise genel düşüncesi “hevesini alsın…” oldu her zaman.
Ha tabii şu da var o “hevesini alsın.” daki şansı da zorlamadım ben hiç bir zaman, duracağım yeri bildim.
İşte şimdi diyorum ki iyi ki hevesimi almışım…
İyi ki o anlar dikkatim dağıldığında çin vazoları yapmışım. İyi ki annem sabahları o kağıtları toplarken gülüp geçmiş
Çünkü şimdi bakıyorum da saçımı bakır renginden kahverengiye çevirmek yada kahverengide bakıra dönmek büyüyor gözümde, makyaj deseniz çoook canımın istemesi lazım ama öğreniyorum yeniden yavaş yavaş, burnumu tekrar deldirmek oldukça saçma geliyor hatta korkutuyor…
Hani derler ya “bir dönem olur öyle.” diye. İşte benimkiler de bir dönemdi ve kaşıma piercing yaptırmak dışında hiç bir uhde kalmadı içimde. Kaş piercingini ise sağlık korkusuyla reddediyor beynim.
Ne kadar daldan dala bir yazı oldu bu yahu


