Sabah kahvaltısında Nihat’ı dinledikten sonra Müge Anlı’ya geçtik… Müge Anlı mesleğindeki başarıları açısından takdir ettiğim fakat dürüst olmam gerekirse duyduğum bir kaç olayı -ki doğruluğu konusunda iddia edemem herkesin hayatı kendinedir- sebebiyle pek haz etmediğim bir kişi. Programındaki üslubu doğrudur yanlıştır bilemem. Bana göre yanlış olan bir şey hala televizyondaysa ve kaldırılmıyorsa bu benim gibi düşünmeyen kişilerin sayesindedir bana da düşen programına denk geldiğimde kanalı değiştirmektir. Fakat annemle tüm bu hususlar yönünde zıt düştüğümüz için yani o Müge Anlı’nın programını seyretmeyi sevdiği için ne kumandaya dokunabildim ne de kahvaltımı bırakıp gidebildim.
Üst paragrafın özeti: Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, ben de Müge Anlı’yı sevmiyorum. Yaptığı programı da sevmiyorum.
Kahvaltı bitine kadar televizyondan kendimi soyutladığım için ekranda gördüğüm adamcağızın ne dediğini tam anlayamadım başta.
Ya karısı kaçırılmıştır ya karısı dostuyla kaçmıştır bilemiyorum. Yani ortada adli merciilere ulaşmış bir durum söz konusu var orası tamam ama o durum ne bilmiyorum. Çünkü annem dolayısıyla izlediklerimden dolayı şöyle bir kanı var beynimde: Adamın çocuğu kaçırılmış diyelim. Çok acı bir durum su götürmez bir gerçek bu. İlk hafta olay gerçekten de olması gerektiği gibi işlenirken bir yerden sonra adamın karısı şuna selam vermişti deyip o olay üzerinde 2-3 program boyunca duruluyor. Tamam zanlının o selam verilen kişi çıkması da bir ihtimal ama ne olursa olsun ben olayın bu kadar da “özel hayat” ı irdelemesini sevmiyorum. Devletin iyi ya da kötü herkes nasıl düşünürse düşünsün bir polis teşkilatı vardır. Sorguyu suali o yapar. Polis sorar, siz ama doğru ama yalan bir cevap verirsiniz. Susma hakkınızı da kullanabildiğiniz kadar kullanabilirsiniz. Polise saygısı olan her kişi de konuşur. Konuşmak zorunda hisseder kendini saygısından dolayı. Ya da bu cümleyi düzenlemem gerekirse bana göre kişi bu ve bu gibi durumlarda özel hayatını polise, hakime, avukatına ve doktoruna anlatmak zorundadır. Susmak, hak olsa bile.
Neyse efendim sadede gelirsem ekrandaki abi “ilk önce bir kızım oldu. sonra evlilik kötüye gidince bir çocuk daha istedik. O da kız oldu.” dedi. Kelimesi kelimesine aklımda tutamadım ama cümlelerin aklımda kalan özet hali böyle. Müge Anlı lafa karıştı “evlilik çocuk kurtarır mı?” tarzında bir söylevsiyle… Abinin cevabı “hayır” oldu doğal olarak Müge Anlı da ya ya gibi bir şeyler söyledi doğruluğunun kanıtlanmasıyla…
Çok uzağa gitmiyorum benim annem de o abinin hissiyatıyla bir kardeş verdi bana. Fakat benim tersime giden bir çok insan diğerinden kendini üstün görüp olayı eleştirebiliyor. Kişilerin davranışlarını bulundukları durumlar belirler bana göre. Dışarıdan konuşmak da daima daha kolaydır. Ben bile gerek bu olayı birebir yaşadığım dolayı olayın yanlışlığını bilsem de yarın öbür gün aynı şartlar benim başıma geldiğinde belki kaybetmek korkusuyla belki de umutla ben de uygulayacağım bunu? Nereden bilebiliriz ki?
Abi devam etti: “Biz korunuyoruz ama sonra oğlum oldu kazayla. Ondan sonra da bağlattık zaten.”
Müge Anlı “Ben bunu anlamıyorum illa oğlan olsun oğlan olsun…” diye kızarken abi aynı anda “korunuyorduk” demeye çalışıyordu sanırım sesleri karıştı…
Yani kaçırıldı mı öldü mü bilmediğim bir hanımın tamamiyle üreme sistemi alen beyan ortaya dökülmüştü beşikten mezara 75 milyon(!!!) karşısında! Sen senelerce “altıma geçti mi?” şüphesiyle yaşa, marketten eczaneden her kadın bağı alışverişi operasyonunu gizlililikle yürüt, evin erkek bireylerinden atıklarını sakla… Sonra senin kaç çocuk doğurduğun, korunup korunmadığın, bağlattığın ifşa edilsin… Hem de “belki işe yarar” umuduyla!!! Yani insanlar umutla sadece “evlilik kurtarma çocuğu” doğurmuyorlar.
Tüm bu alta geçme, ped alma operasyonları hatta ve hatta korunma bağlantma kıl yün ayıp mı? Bence değil… Nesi ayıp olsun bunun? Bunu ayıp olarak algılayacak erkeğin annesi de kanadı her ay, karısı da kanıyor her ay, kızı da kanayacak…
Lakin şöyle de bir ayrıntı var. Abi “korunuyorduk” “bağlattık.” “kazayla oldu.” derken tüm bu kelimeleri diğer kelimelerine oranla daha hızlı ve biraz da utanarak söyledi.
Sorulmasa söylemezdi demek ki… Ben öyle anlıyorum.
Eğer bu abi erkek çocuğu bulana kadar çoğalmaya devam edecek ve bir çocuğun evliliği kurtarabileceğine inanacak kadar cahilse(?!)…
Ben cahil demiyorum. Ona yapılan tavırlar…
Ona cahilliğini ima edecek tavırları yapan insanlar da ondan daha bilgili insanlar olarak(?) bu konulara değinmez diye düşünüyorum.
Bırakın da bazı şeyler gerçekten özel kalsın.
O kadın kaçmış, kaçırılmış hatta ölmüş, öldürülmüş olabilir.
Fakat zanlıyı bu anlatılan doğum kontrol yöntemleri ya da doğumlar buldurabilir mi? Orası gerçekten muamma işte bende.
*
Hayatımda sadece bir defa gittiğim karakolda yan tarafta şikayette bulunan kişilerin yalan zabıtbeyanlarına karşılık olayı doğru düzgün anlatmaya çalışırken polis amca demişti ki “kızım biz polisiz. Bizim işimiz kim doğruyu söylüyor diye bulmak değil. Biz yazıyı alırız. Kimin doğru kimin yanlış olduğuna mahkeme karar verir.”
Bu tarz programları yapanlar -tek Müge Anlı değil tabii birden fazlalar- sürekli “biz mahkeme değiliz yargı değiliz.” diye olayın bilincinde olduklarını dile getirseler de
bazen polis olmayı da hakim, savcı olmayı da öyle çok seviyorlar ki…
Zaten nedense polis ya da hakim oldukları tavırlarından sonra “biz mahkeme değiliz…” cümlesini söyleyiveriyorlar…
Ne diyeyim… Bir çok kişi izlemekten mutluysa bana düşen kumandayı alıp kanalı değiştirmek sadece…



